Yoksulluğun getirdiği zorluklar ve içine düşülen dehşet,nefret ve öfkenin dile getirildiği bir anlatım..roman çok değişik bir anlatım tarzıyla yazılmış ve son derece etkileyici.Gotik tarzda yazıldığı söyleniyor ama daha çok gerçeküstücülük var gibi. Sözgelimi anlatımdan bir alıntı alırsak; “Ev duvarlarını ve tavanlarını üzerimize kapattı, üzerimize atıldı, bizi korumak için miydi yoksa boğmak için mi, kim bilir, belki ikisi de, zaten bu dört duvar arasında ikisi birbirinden pek farklı değil.” Toplumsal sınıf ayrımları, cinsiyetçilik gibi ince konular ustalıkla mecazlara büründürülmüş bir roman. Kısa ama etkileyiciydi. Anneanne ve torunun oturduğu esrarengiz bir ev. İçinde gölgeler geziyor,nesneler hareket ediyor. Ben evin öfkesini ve nefretini evde oturan dört kuşak kadının üzüntüsüne,acısına bağladım. Bir metafor olarak ev, yoksulluk ve yokluğun verdiği acıyla lanetlenmişti. Anneannenin anlattığı hikayeye göre bu ev bazı karanlık sırlara sahip. Eğer farklı bir kitap okumak istiyorum derseniz bu kitap tavsiyem olsun..
Alıntılar
“Eşikten adımımı attığımda ev üzerime çullandı. Bu tuğla ve toz yığını hep aynısını yapıyor, kapıdan giren herkesin üzerine atlayıp nefessiz bırakana kadar karnını sıkıyor. Annem bu evin insanın dişlerini döktüğünü ve içini kuruttuğunu söylerdi ama annem buradan gideli çok uzun zaman oldu, onu hatırlamıyorum.”
“Annem diğerlerinden daha iyi olduğunu düşündüyse de babam annemin bu kibrini döve döve yok etti. Diğer kadınlardan bir farkı yoktu, aynı dayaklar ve aynı korku. Onları bir evde kapalı tutuyordu, annemi de başka bir evde. Babam o evi anneme hediye etmemişti, onu o evde yaşamaya mahkûm etmişti. Orası o kadınların bedenleri üzerinden inşa edilmişti ve annemin bedeni üzerinde de ayakta duruyordu. Acısı ve korkusu üzerinde. Orası bir hediye