Demir Çağı, yayımlandığı yıldan beri Güney Afrika ırkçılığına ilişkin en çarpıcı edebiyat eserlerinden biri olmuştur. J.M.Coetzee’nin , en beğenilen romanlarından olan Demir Çağı, ölümcül bir hastalıkla savaşan Mrs Curren, Güney Afrika’daki hayata dayanamayıp Amerika’ya gitmiş ve orada kendine bir aile kurmuş̧ olan kızına yazdığı veda mektubuyla başlayıp ilerliyor. Mrs. Curren, evinin yanındaki çıkmaz sokağa yerleşmiş alkolik bir evsizle tanışır, kısa zamanda iyi iki dost olurlar.
Diğer yandan Mrs. Curren’ın siyahi hizmetçisinin ergenlik çağındaki oğlu Bheki'nin vahşice öldürülmesi, siyahların yakılan kasabaları, katledilen gençleri ,yaşlı kadını son derece etkiler. Irkçılığın zalimliğini hayatının son döneminde iliklerine kadar hisseden yaşlı kadın ilk kez siyahilerle bu kadar güçlü empati duyar.
Alıntı
“Bu ülkede yaşamak, her an batacakmış gibi görünen bir gemide olmaktan farksız; her an kederli, karamsarlık saçan kaptanı, aşık suratli, huysuz tayfalari ve delik deşik , eski filikalarıyla, o eski zaman vapurlarından birinde olmak gibi.”
“Yaşayanlar, ölümleri uzun sürenlere karşı sabırsız; ölenler, yaşayanları kıskanıyor. Tatsız bir gösteri: umarım yakında biter.”
“Eğer, ruhları birbirine yaklaştırmıyorsa, yardımseverliğin ne anlamı kalır?”
“Üstelik, çok yorgunum. Her türlü nedenin ötesinde bir yorgun luk, içinde yaşadığım çağa karşı zırh olarak kullandığım bir yorgun luk; gözlerimi kapatıp uyumak için can atiyorum. Ölüm, sonuçta, yor gunluğun erişebileceği en son noktaya bir yükseliş değil de nedir?”
“Bir çocuğu sevmek ne kadar kolaydı, bir çocuğun dönüştüğü kişiyi sevmekse ne kadar zor!”
“Çünkü kan değerlidir, altın ve elmastan daha değerlidir. Çünkü kan: farklı varoluşlar içinde, hepimize tek tek dağıtılmış bir yaşam kaynağıdır. Ancak aslında, farklı