Annie Ernaux, babasının çiftçilikten işçiliğe, işçilikten esnaflığa(kafe-bakkal) olan yolcuğunu ironik, son derece samimi bir dille anlatıyor. Arkaplanda ikinci dünya savaşının hoyratligi var.
Kitabın ; babasının vefatını tasvir eden kısımları özellikle ilgimi çekti ve çok duygulandırdı.
Sınıflar arası farkların yanı sıra, Fransızların meşhur kibarlık budalılığının insanlar üzerinde ne büyük bir baskı oluşturduğunu güzel bir dille anlatmış yazarımız. Öyle ki yanlış konuşup hareket etme korkusu insanları takıntılı hale getirmiş. Nasıl konuşup, davranacaklarını şaşırmışlar adeta..
Alıntılar
"Mutluluğun altında söke söke kazanılan refahın gerginliği....'Dört elim yok ya' ,'Su dökmeye gidecek vakit dahi bulamıyorum' 'Gribi bile ayakta geçiriyorum' Vesaire. hep aynı nakarat. Herşeyin 'pahalıya mal olduğu' bir dünya görüşü nasıl tasvir edilir ki? 'Bu çocuk da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyor'.. S.38
Kilisede pek çok mahalleli, çalışmayan kadınlar, bir saatliğine izin almış işçiler vardı. Gayet tabi babamın sağlığında iş icabı yolunun düştüğü 'kaymak tabaka' şahsiyetlerden hiçbirisi gelmeye zahmet etmemişti, diğer esnaflar da.....cenazedeki övgü dolu konuşmasında başpapaz 'dürüstlük ve çalışmayla geçmiş bir ömür'den; asla kimsenin hakkımı yememiş bir adam'dan söz etti. S.16
"Hem iyilerden de sakınmak gerekiyordu, sürekli olarak kazandıklarını inandıklarından onlar da her an sadakatsizlik etmeye hazırdır. Bütün dünya birlik olmuş. Nefret ve kölelik, köleliğine duyduğu nefret.." S 48