Birkaç yıl önce okuduğum Bollywood (Hint sinemasi) tadında esprili, eğlenceli roman. Racastan'li bir Hint fakiri , çivili yatak satın almak için Paris'teki bir IKEA mağazasına gelir ve macera böyle başlar.
Neredeyse hiçbir bookstagram sayfasında bu kitaba rastlamamam, beni oldukça şaşırttı. Otuzalti ülkede yayınlanmış, otuzuc dile çevrilmiş ödüllü, esprili olduğu kadar göçmenlige de son derece ince bir vurgu yapan bir kitap..
Kesinlikle tavsiye ederim;)
#alinti
"Neden kimileri şurada, kimileri ise burada doğuyordu ki? Neden kimileri hayatlarını yaşarken diğerlerinin ve daima aynı kişilerin, ancak susmaya ve ölmeye hakkı vardı?"
"Maupassant'ın Eyfel Kulesi'den nefret ettiğini biliyor muydunuz? Her gün orada yemek yerdi; çünkü Paris'te bu kulenin gözükmediği tek yer orasıydı..."
"Kuzeni Pakmaan, bir gün ona, Las Vegas kumarhanelerinde hiç saat bulunmadığından bahsetmişti. Böylece müşteriler geçen zamanın farkına varmıyor ve öngördüklerinden çok daha fazla para harcıyorlardı. Ikea da bu tekniği kopyalamış olmalıydı..."
"Neticede bir fakir; ne acıdan çekinirdi ne de ölümden..."
"Şımarık çocuklardan başka bir şey değildi şu Fransızlar."
"Çok iyi anlamışsınız Wiraj,hakkınız olan size verilmediğinde sizin onu almanız gerekir. Bu, daima benim hayatıma yön vermiş bir ilkedir.'' diye ekledi hırsızlığın da bu güzel tanıma dahil olduğunu belirtmeden."
"Zira, mültecilerin bile bir onuru vardı. Mallarından, mülklerinden, pasaportlarından, kimliklerinden olmuş halleriyle, onlara kalan son şey de buydu zaten. Onur. Ve işte bunun için yalnız çıkıyorlardı yola, karılarını, çocuklarını almadan. Onları asla böyle görmesinler diye. Onları daima büyük ve güçlü olarak hatırlasınlar diye. Daima."
"Bir dolabın içinde yolculuk yapmakta utanılacak bir şey yok Ajatashatru. Zira,