Norveçli ödüllü yazar Per Petterson’un yazdığı gizlense, Steinbeck’ten pasajlar okuyorum diyebilirdim. Roman; 2003 te Norveç’te yayımlanmış; bizde,Metis yayınları 2007 de Türkçe yayınlamış. Norveç’in eşsiz büyülü doğasının muazzam tasvirleri özellikle hoşuma gitti. 67 yaşında inzivaya çekilmiş bir adamın ağzından, o dönemde tanıdığı bir kişiye rastlamasıyla beraber canlanan anılar, 15 yaş yazında geçen ve aslında onu o yapan olayları dinliyoruz kitapta. Yalın, fakat öyle akıyor ki ve her an ne olacağını kestiremez halde merakla okuyorsunuz.
“İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, mütevazı ve güven veren bir ses tonuyla yeterince şey anlatırsanız sizi tanıdıklarını sanıyorlar, ama aslında tanımıyorlar, sizin hakkınızda bir şeyler öğreniyorlar sadece, çünkü öğrendikleri şeyler olgular, duygular değil; herhangi bir şey hakkında ne düşündüğünüzü, başınıza gelenlerin ve verdiğiniz kararların sizi nasıl siz yaptığını bilmiyorlar. Onların yaptıkları şey kendi duyguları, düşünceleri ve tahminleriyle boşlukları doldurmak, sizinkiyle çok az ilgisi olan yepyeni bir yaşam yaratmak, böylece artık güvendesiniz. Siz istemedikçe kimse size dokunamaz. Yalnızca kibar olmak, gülümsemek, paranoyakça düşünceleri kafalarından uzak tutmak gerek, çünkü ne tür bir oyun oynarsanız oynayın sizin hakkınızda konuşacaklar, bundan kaçamazsınız ve zaten siz de aynısını yapardınız.”
“Ama bir önemi yok. Kendimi göstereceğim çok fazla insan yok ve tek bir aynam var. Dürüst olmak gerekirse aynadaki yüze hiçbir itirazım yok. Onu tanıyorum, kendimi tanıyabiliyorum. Daha fazlasını da bekleyemem zaten.”
“Yaşamını yitirmek, sanki elinde bir yumurta varmış, sonra yumurtayı bırakmışsın, yere düşüp kırılmış gibi; bu duygunun başka bir şeye benzemediğini anladım. Ölmüşsen ölmüşsündür, ama tam