satırarası

satırarası
@Isabella03
Okudukça kendini arayan biri Duygu • Psikoloji • İnsan Altı çizilen cümleler, içten incelemeler Kitaplar bazen iyileştirir
İktidar ateşi yakar
9/10
·168 syf.··
2026 14. kitabı
“Engereğin Gözü”, iktidarın büyüsünü ve tehlikesini bir kölenin gözünden anlatan güçlü bir roman. Hikâyenin başında padişah neredeyse ulaşılmaz, kutsal ve dokunulmaz bir varlık gibi görünür. Kölenin gözünde o, insanların taparcasına saygı duyduğu bir kudretin simgesidir. Ancak roman ilerledikçe bu ihtişamlı görüntünün arkasında korkuları, hataları ve zaafları olan bir insan olduğunu görürüz. Böylece Livaneli, iktidarın aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, bir sözle insanın hayatını sonlandırabilecek kadar büyük bir güce sahip olan kişinin bile zamanla yaptığı hataları fark etmeye başlamasıdır. Bu fark ediş, iktidarın sadece başkalarını değil, sahibini de değiştirdiğini anlatır. Siyasetle uğraşan herkesin içinde yükselme arzusu vardır. En tepeye çıkmanın bedelinin ağır olduğunu bilseler bile insanlar o zirveye ulaşmak ister. Roman tam da bu noktada iktidarı bir ateşe benzetir: Ona yaklaşan herkes biraz yanar, biraz değişir. Güç büyüdükçe insanın kendini görmesi zorlaşır. Bu yüzden “Engereğin Gözü”, yalnızca bir tarih hikâyesi değil; iktidarın insan ruhunu nasıl dönüştürdüğünü anlatan evrensel bir anlatıdır. Roman bize şunu hatırlatır: İktidar çoğu zaman ihtişamlı görünür, fakat ona bakan gözler çoğaldıkça insanın içindeki zehir de engereğin bakışı gibi yavaş yavaş ortaya çıkar.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201924,8bin okunma
Reklam
Kulaklık Kadar Medeniyet
Geçen gün yine toplu taşımadayım. Sabahın erken saati. Herkes yarı uykulu, herkesin zihni kendi derdinde. Bir köşede biri Instagram’ı son ses kaydırıyor. Reels’lar art arda patlıyor: kahkahalar, müzikler, efektler… Sanki hepimiz o ekranın davetsiz misafiriyiz. Ve ben düşünüyorum: Ne zaman bu kadar pervasız olduk? Toplu taşıma, aynı anda birbirine katlanma sanatıdır. Birbirimizin varlığına tahammül etmeyi öğreniriz orada. Omuz omuza dururuz, göz göze gelmemeye çalışırız, küçük bir alanı paylaşırız. Yazılı olmayan bir sözleşme vardır: “Seni rahatsız etmeyeceğim, sen de beni etme.” Kulaklık da bu sözleşmenin sembolüdür aslında. Küçücük bir medeniyet göstergesi. Ama artık sanki bazı gençler –özellikle de dijital dünyanın içinde büyüyenler– kamusal alanla özel alan arasındaki çizgiyi kaybetmiş gibi. Telefon onların odası. Ekran onların dünyası. Ve o dünyanın sesi, çevresindeki herkesi ilgilendiriyormuş gibi özgürce yayılıyor. Belki gerçekten rahatsız ettiklerini düşünmüyorlar. Çünkü sürekli içerik tüketen bir zihin için dış dünya arka plan gürültüsüne dönüşmüş olabilir. Bu bir “gençler çok kötü” meselesi değil. Bu, empati meselesi. Bu, “Benim özgürlüğüm senin huzuruna çarptığı yerde durur” bilinci meselesi. Toplum olmanın asgari şartı bu değil mi zaten? Bazen kendimi yalnız hissediyorum bu rahatsızlıkta. Ama biliyorum ki yalnız değilim. Otobüste gözlerini kapatıp dişini sıkan o kadın da rahatsız. Kitabına odaklanmaya çalışan genç de rahatsız. Sadece çoğumuz ses çıkarmıyoruz. Çünkü uyarmak bile ayrı bir gerilim. Belki de mesele şu: Dijital çağ, görünür olmayı öğretti ama görünmez olmayı unutturdu. Oysa bazen en büyük incelik, kendini geri çekebilmekte. Kamusal alanda biraz kısılmakta. Bir kulaklık takmakta. Çok zor değil aslında. Bir kulaklık kadar medeniyet.
Duygu ve Düşünce
Kalbimde İz Bırakacak Bir Kitap Arıyorum”
Beni Okurken Değil, Bitince Değiştirecek Bir Kitap Önerir misiniz?” “Güzel Değil, Sarsıcı Olsun: Kalbimde İz Bırakacak Bir Kitap Arıyorum” Bazı kitaplar vardır, bittiğinde sadece kapağını kapatmazsın; içindeki bir kapı da kapanır. Gurur ve Önyargı’da bir bakışın insanın kaderini nasıl değiştirebildiğini okursun. Olasılıksız’ta bir sayının bile hayatı baştan yazabileceğini fark edersin. Gör Beni’de görünmenin ne kadar hayati olduğunu, Aeden’de güçlü görünmenin aslında ne kadar yorucu olabileceğini anlarsın. İnsan Ne ile Yaşar? ise sana en sade cümleyle en derin soruyu sorar: İnsan gerçekten neyle ayakta kalır? Alışkanlıkların gücü tamamen kendimi sorgulamama neden olan bir kitaptı Bu kitaplardan sonra sıradan hikâyeler yetmez. Çünkü artık sadece olay değil, ruh ararsın. Kalbine dokunan, bakışını değiştiren, dünyayı biraz başka renkte gösteren kitaplar istersin.Azra Kohen okurken hissettiğin o “gerçekle yüzleşme” duygusu gibi… Hem sarsan hem iyileştiren, hem uzaklara götüren hem de insanın içine döndüren. Eğer bu satırları okuyan biri bana kitap önerecekse, şunu bilsin isterim: Bana zaman geçirten değil, beni dönüştüren bir kitap öner. Bitince “güzeldi” demeyeyim; biraz susayım, biraz düşüneyim, biraz değişeyim. Çünkü bazı kitaplar okunmaz… İnsan onlarla başka biri olarak kapanır.
Lütfen okuyun ve yayın
Arkadaşlar bir konu hakkında konuşmak istiyorum. Lütfen okuyun ve yaymaya çalışın. Burda bizden büyük ailesi olan abilerim ve ablalarım var çünkü. Yaklaşık 8 gün önce bir çocuk daha katledildi. Bu çocuk 17 yaşında. Ve onu canice katleden kişi de bir çocuk. Bakın her ne kadar önemsiz gibi gözükse de söyleyeceklerimin çok etkisi var. Bazı alışkanlıklarımız artık beynimizin içinde yer edinmeye başlıyor ve sanki normalmiş gibi bize aktarılıyor. Örneğin kadın cinayetleri. Bunu söylemek ne kadar acı verici olsa da artık bir kadın daha öldürüldü dediğimizde eskisi gibi insanlar şaşırmıyor, sadece üzülüyor. Benim asıl demek istediğim bize normal gelen ve normalleştirilen şeyler. Örneğin diziler. Evet hemen hemen hepimiz dizi izliyoruz. Peki dizide bize ne anlatılıyor. Ana karakter namusu için veya sevdiğj kadına biri baktı diye birini öldürüyor ve hapis yok. Ve izlediğimiz bu dizide birilerini öldüren ve bunu sa ki normalmiş gibi bize gösterilen şey bir baş karakter. Çocuklara bu cezbedici geliyor. İzliyor ve onlar kahramanmış gibi bize aktarılıyor. Hoşuna gidiyor, bende böyle olsam sıkıntı olmaz diyor. Maalesef ki dizilerimiz bunlara dikkat etmiyor. Bi başka örnek sosyal medya. Sosyal medyada da aynı şekilde. Biri sana yan gözle baksa öldürürüm, biri bana ters laf atsa dövdürürüm vs çok fazla içerik ve video var. Biri de kitaplar mesela. Şiddet eğilimli kitaplar. Ya bakın her ne kadar benim çocuğumun aklı başı yerinde de deseniz bunlar yavaş yavaş onlar için normalleştiriliyor ve bu konuda abilerime ve ablalarıma iş düşüyor. Kısıtlamasanız bile ne yaptıklarını kontrol edin lütfen. Evet siz belki elinizdeki en iyi imkanı ona veriyosunuzdur ben görmedim o görsün diyorsunuzdur ama emin olun bi süre sonra onlar da bozuluyor. Bahsettiğim sadece bir çocuk için değil. Daha
İnsan ve Duygular
Sakin ol Leyla
Sakin ol Leyla! Cepheden aşk mektubu almış mürebbiye gibisin!
Reklam