Normalleşen Ölüm, Çürüyen Adalet
Bir ülkede en tehlikeli şey, kötülüğün artması değil; kötülüğün sıradanlaşmasıdır. Türkiye’de çocuk ve kadın ölümleri artık “haber başlığı” kadar kısa bir ömür taşıyor. Birkaç gün konuşuluyor, sonra yeni bir acı gelene kadar unutuluyor. Asıl felaket tam da burada başlıyor: Alışıyoruz.
Çocuklar suçlu diye etiketleniyor, ama onları suça iten düzen sorgulanmıyor. Kadınlar öldürülüyor, ama faillere verilen mesaj çoğu zaman net değil: Yaparsan yanına kalabilir. Cezasızlık, sadece hukuki bir sorun değildir; toplumsal bir davetiyedir. Çünkü adalet zayıfladıkça, şiddet cesaret bulur.
Bir ülkede çocuklar korunmuyorsa, kadınlar güvende değilse, orada sorun bireylerde değil; sistemdedir. Hukuk, güçlüye kalkan, zayıfa duvar olduğunda adalet olmaktan çıkar. O zaman ölümler istisna değil, düzenin parçası hâline gelir.
Bu bir güvenlik meselesi değil sadece; bu bir vicdan meselesidir. Çocuk ölümü “kader”, kadın cinayeti “münferit” sayıldığı sürece, adalet sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun kalbinde de kaybedilir. Gerçek adalet, mezar taşlarından değil; hayatta kalanlardan okunur.