Doğası gereği, bir militan asla kendini sorgulamaz ve hatasını kabul etmez. Bu, entelektüel sahtekarlığın doruk noktasıdır. Ve "fikir sahibi olmak" şöyle bir şeydir: zerre çaba harcamadan her şeyi kategorize edebilirsin.
İdeolojik dolandırıcılık, insanları ortada bir gerçek olduğuna ikna etmeye bağlıdır. Uygun bir şekilde yoğurabildiğinde, gerçekliğin hiçbir önemi kalmaz.
Duygularımın aniden yok oluşu, sanırım kişisel olarak geliştirdiğim bir tür savunma mekanizması. Bu şekilde, hayata devam edebiliyorum. Bir yanım diğer insanlarla kaynaşıp, ilişkiye girip hayatın rutin akışına devam ederken diğer yanım, seyircilerden uzak bir şekilde gizli gizli kendi cehennemini yaşıyor.
Hepimizin, acıya, kedere ve eksik kaldığımız şeylere verdiğimiz tepkiler farklıdır. Bazı insanlar bu boşluğu doldurmak için uzun uzun konuşur, tartışır ya da çeşitli teoriler üretir. Kimileri ise tam tersine, çalışkan bir çocuğun matematik problemine odaklanışı gibi sessiz kalır. Bende ise, yoğun acılar uyuşturucu etkisi yapıyor. Konuşsam da, sessiz de kalsam, bir tarafım boş kalıyor.