İnsan dünyada anlaşılmak istiyor.
Her çaba her amaç her şey bunun için
birisi gelsin bizim gibi düşünsün.
Her şeyini kendimize göre ayarlayalım ve herkes bunu kabul etsin.
Kimse bizi yadırgamasin, kimse bizi üzmesin isteriz çünkü bunlar bizim anlaşılmadığızı gösterir.
Kinyas ve Kayra kitabından bir alıntı:
“Seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada... Var olan en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayan kasa odur.
Buradan anlamalıyız ki kimse bizi %100 anlayamaz. Çünkü her insanın genetiği farklı olduğu gibi tecrübeleri, yaşamı, algıları da farklı. O yüzden dünyadan istediğimizi alamadan gideceğiz hepimiz. Ya da....
Ya da hepimiz dünyadan beklentimizi değiştireceğiz. Ne yapmalıyız peki beklentimizi?
Yazıyı şu sözle bitireyim Jose Saremago'nun Baltasar ve Blimunda kitabından bir alıntı:
"Ama insanın en büyük bilgeliği daha iyisinin icadını beklerken elindekiyle yetinmeyi bilmesidir."
O yüzden daha iyi bir hayat beklentisi bulama kadar yüzde bilmem kaç anlaşılma oranımızla yetinmeyi bilmeliyiz ki bilge olup daha iyisini bulalım.
Ne yaparsak yapalım telafi edilemeyecek bir kayıp yaşamış olma hissi uygarlaşmanın bize çıkarttığı faturalardan biri. Kaybımızı restore edebilecek bir şey olursa onun peşinden gidebiliriz o halde. Bu kayıp duygusu yer değiştirebilir olduğu için hemen her şeyin üzerine yapışabiliyor, kendini ona iliştirebiliyor ve tabii, telaf i edici öğeler için de aynı durum söz konusu. Kapitalizm, bu "kaybı telaf i edilemez kaybı" telafi edebilecekmiş gibi olan nesneler üreterek bizleri nesnelere bağlıyor; bu nesnelerin adlarını biliyorsunuz: Metalar. Dolayısıyla kapitalizm öznel kay ı p duygusunun ve medenileşmenin öznenin üzerinde yarattığı tahribatın sonuçlarını ele alıyor ve böylece farklı bir ilişkilenme türü ortaya koyuyor;
kapitalizmde insanlar diğer insanlarla değil nesnelerle, metalarla ilişkileniyorlar.