Üstad Necip Fazıl’ın İstiklal Muharebesinde önemli bir rol oynayan İzmirli bir İslâm kadınıyla yaptığı şu konuşma, aslında bütün Esmaların hikayesidir:
-Kaç yaşındasın, nine?
- 71...
- Demek İstiklâl Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın...
- Öyle zahir...
- O günden beri çıkmadın mı köyünden?
- Çıkmadım.
- 50 yıldır çıkmadın ha?
- 50 yıldır...
- O gün, bugün, dünya çok değişti...
- Öyleymiş...
- Bir daha da evlenmedin, öyle mi?
- Öyle...
- Seni, ardı arkası gelmeyen sorularla sıkıyorum, değil mi?
- Estağfirullah...
- Ne yapayım, sen anlatmıyorsun ki, dinleyeyim...
Niçin anlatmayı sevmiyorsun?...
- Sevmem!
- Ne seversin?
- Okumayı...
- Ne okursun?...
- Kur’an-ı Kerîm okurum.
- Okuman yazman var mı?
- Yok! Yalnız Kur’an okurum.
- Kim öğretti sana Kur’an okumayı?...
Babam...
- Peki, Kur’an okuyan, eski harflerle başka şeyleri
okuyamaz mı?
- Ben okuyamam. Allah’ın Kelâmı bana kolay gelir. Öbürleri çetin, kargacık burgacıklar...
- Baban da kocan gibi zeybek miydi?
Hind uygarlığında kadın müstakil bir varlık olarak görülmez; ancak babası, eşi ya da oğluyla birlikte “insan” kabul edilirdi. Eşi ölen bir kadının hayatı hükmen bitmiş sayılırdı. Cenaze günü bir odun yığını
üzerine çıkarılarak yakılırdı kadın. Hint uygarlığının bu aybı XVII. asra kadar devam etti.
Atina kadına zulüm burcunda
durmaya daha fazla direnemeyince Sparta ile aynîleşti; bir uçtan diğerine geçti, evine kapatarak zulmettiği kadına bu defa onu açarak, cinsel bir meta haline dönüştürerek işkence etti. Mahremiyet hayattan bütünüyle zail oldu, fuhuş yayıldı. Zina umûr-u âdiyeden addedildi. Umûmhaneler siyasî faaliyetlerin merkezi oldu. Edebiyat da, düşünce de oralarda şekillendi. Yunan, umûmhaneden yönetilen bir devlet haline geldi. Ahlaksız ilişkileri ebedileştirme adına putlar yapıldı, onlar üzerinden hayali varlıklar takdis edildi. Yunan,
rahminde şekillendiği, ellerinde büyüdüğü kadına
bütün zamanlarda ihanet etti, onu pespaye bir varlık
haline getirdi. Sonunda zinadan hüküm giydi ve kendini recmetti Yunan.