Hârise hemen kardeşi Ka’b ile birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Muhammed (s.a.v.)’e gidip, ondan oğlu Zeyd’i istediği fiyata kendisine satmasını istedi.
Muhammed şu cevabı verdi: “Bırakın kendisi seçsin, eğer sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eğer beni seçerse, ben, beni seçen birinin üstünde karar verici değilim.”
Daha sonra Zeyd’i yanlarına çağırdı ve bu iki adamı tanıyıp tanımadığını sordu.
Zeyd: “Bu amcam, bu da babamdır” dedi.
“Beni tanıyorsun” dedi Muhammed (s.a.v.): “Ve benim sana gösterdiğim dostluğu da biliyorsun. O halde benimle onlar arasında bir seçim yap.”
Zeyd zaten seçimini yapmıştı, hemen şöyle dedi: “Senin üstüne başka adam seçecek değilim. Sen bana annem ve babam gibisin.”
“Ey Zeyd, köleliği özgürlüğe, babana, amcana ve ailene tercih mi ediyorsun?” diye hayretle sordular.
Zeyd: “Evet öyle, çünkü ben bu adamda öyle şeyler gördüm ki kimseyi ona tercih edemem” dedi.
Muhammed (s.a.v.) daha sonraki konuşmaları kısa keserek onları Kâ’be’ye davet etti. Hicr’de ayakta durarak yüksek sesle şunları söyledi:
“Ey burada bulunanlar, şahit olun ki Zeyd benim oğlumdur, ben onun, o da benim vârisimdir.”