Bir şey daha söyleyeyim size; Aziz, Johns Hopkins’e gelmişti ama İngilizce bilmiyordu! Lisede öğrendiği Fransızcası varsa da, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, “Mutlaka İngilizce öğrenmelisiniz” diye bir dayatma da yoktu, hele hele bugünkü gibi “İngilizce tıp” diye bir şey de… Ama cesareti ve kendine güveni vardı Aziz’in.
Johns Hopkins’te, “Yahu Türkiye’den burslu-murslu bir öğrenci geldi ama sadece Fransızca anlıyor, ne yapalım bu adamı?” demişler ama kapının önüne de bırakmamışlar; medeni davranarak, araya Fransızca bilen birini koymuşlar.
Oysa, onlar değilse de Aziz kendi kendini bir buçuk yıl sonra kapının önüne koyacaktır!
İleride olabilecek şeylere dair derin endişeler duyduğum, belirsizlikten bunaldığım zamanlardan birinde bir büyüğümün bana şakayla karışık bir uyarısı olmuştu: "Allah’ın işini Allah'a bıraksana..." Biraz düşününce sarsmıştı beni bu uyarı. Öyle ya; gelmemiş bir gelecekten, hiç bilmediğim ve belki de hiç yaşamayacağım ihtimallerden korkuyor, geleceği, bir başka ifadeyle kaderimi yönetmeye çalışıyordum. Halbuki sen de biliyorsun ki geleceğimizi oluşturan, şimdiki seçimlerimizdir
Bize yüklenen nice kaygı, korku ve endişeler, bizim tecrübe bile etmediğimiz sanal ezberlere dayanır.