Jülide Mil

Ruha kesik...
Puan vermedi
İnsanın nutku tutuluyor. Ne diyeceğini, nasıl bir tepki vereceğini şaşırıyorsun. Yüreğinden Sessiz bir çığlık gelip boğazına yapışıveriyor. Sinene bir yumruk oturuyor. Bu kitap ruhuma öyle bir kesik attı ki. Acısı iliklerime kadar işledi. İster 3 yaşında ol, ister 103 hissettiğin ızdırabın tarifi yok. Avuçlarımı ısıra ısıra okudum. Şimdi ne kadar şanslıyım iyi ki o coğrafya da değilim, iyi ki o kültürde yaşamadım çok şükür mü demem gerekiyor? Diyemedim. Ya yaşayanlar ne olacak ? Bu vahşetin hakikat olduğunu bile bile nasıl kendimi şanslı görebilirim ki!? Ben bir kadınım. Ben bir okurum. Ben bir insanım... Okurlar, okumayanlardan daha hassastır, zira onlar görmeden görür, duymadan duyar, dokunmadan dokunurlar. Tatmadan tadarlar. Tüm duyguları daha gelişmiş ve duyarlıdır. İnsan herhangi bir kurgu okuyunca ohh kurgu işte adı üstünde diyebiliyor. Ama bir gerçeği okuduğunu bilince o okuduğunun altında eziliyor. Heyy hattt ! Ateşten bir yağmur olup tüm pisliklerin üzerine yağmak istiyorum. Kanımla, etimle ,suyumla, canımla boran olup yerle bir etmek istiyorum tüm bu çirkinlikleri.... Coğrafya havasıyla suyuyla kader olmalı sadece, pis zihniyetleri ile değil! Bizim burası sıcak olur ona göre yaşarız, soğuk olur ona göre önlem alırız denilmeli, bizim burda keserler ,bizim burda daha küçücük çocukken evlendirirler, gelinlik diye kefen giydirirler, seni bir hayvanla takas ederler, cinsel kimliğini nasıl isterlerse öyle, eline verirler...., bu bir coğrafi kader olabilir mi! Bu cümlelere cahillik demek bile hafif kalıyor. Kendime okumayanların kafasından istiyorum. Ne kadar güzel hiç bir şeyden habersiz .... Otobiyografi, gerçek hayat, yakıcı... *Ancak hayat hepimiz için devam ediyordu.(Maalesef, maalesef ki;)) Çöl Çiçeği
1000Kitap
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat · 200211,7bin okunma
Reklam
Şu kitaplar ne zaman ucuzlayacak...!?
Puan vermedi
Bilgi, eğitim, öğrenme, anlayış, merak, ilgi, entrika, planlama, heycan, strateji, gizem, gerilim, duygusal, siyaset, ekonomi, maneviyat ve maddiyat, derinlik ve yükseklik...., Hepsinin üzerine bolca serpiştirilmiş felsefe. *Şibumi bunlar için biçilmiş kaftan. Şibumi nin Türkçesi ; Nezaket, zerafet, sadelik anlamina gelen japonca kelime... Trevanian da şöyle ifade ediyor; “Olağan görünüm altında yatan gizli bir üstünlük… O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok… O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok… O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok… İfade dolu sessizlik… Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük… Zarif bir basitlik… Hakimiyet peşinde olmayan bir otorite… Elde edilemeyen ama keşfedilen… Karmaşanın ötesine geçerek basitliğe erişme…" Sizce böyle bir kavramı hayatınızın tek yaşam ilkesi olarak edinebilir misiniz? Sadece bu kavramla yaşayabilirmisiniz? Annesi, Rus, babası Alman, doğum yeri, Şangay ruh japon, nefreti; Amerika Dahilik ile delilik arasındaki ince bir çizgide ip cambazlığı, olağanüstü yetenekler. Uzakdoğu kültürü ile yetişen Nicholai Hel’in Go oyunu ile başlayan yolculuğunun, Şibumi ile anlam bulması. (Islık çalınacak bir karakter. Komando komandoo:))) Peki,Trevanian kim ? Kitapları gibi gizemli bir yazar. Bir çok mahlas (takma isim) kullanıyor. Kendi adıyla çok fazla eseri yok. Gerçek ismi Rodney William Whitaker. Kitapları çok satan ünlü bir yazar olmasına rağmen, doğru dürüst birkaç fotoğrafı dışında, pek bir fotoğrafı mevcut değildir. Bir üniversite öğretim görevlisi olduğu biliniyormuş fakat, kitaplarındaki derin felsefi, politik, siyasi ve sosyal saptamalar yazarın göründüğünden daha farklı bir hayatı olduğunu göstermektedir deniliyor. ( Bir inceleme yazısın da denk geldim zira kendisini
1000Kitap
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma
En azından okumayı başarabiliyoruz...:))
Puan vermedi
Başarı ne efsunlu bir kelime. Telaffuz ederken bile insana ne büyük bir haz veriyor. "Kişinin yetenek ve yetişmeye bağlı olarak gösterdiği ansal ya da eylemsel etkinliklerinin olumlu ürünü, bir işi istenilen biçimde bitirmek, elde etmek, istediğini bulmak.” olarak tanımlansa da şahsen bana bu tanım çok sınırlanmış bir anlatım gibi geliyor. Sanırım insanın içinde ki o sınırsız lık hissiyatının ana kaynağı ,başarının ruha verdiği doyuma ulaşma tatminliğinden kaynaklanıyor. Tabi ki her ne kadar tadı müthiş bir haz olsa da , ölçünün girmediği her doz, bu özgürlüğe müptelalık doyumsuzluğunu da beraberinde hastalıklı bir hâl'e getirebiliyor. Orjinalini tamamlamış olanlar için bana göre başarı , oldukça tehlikeli iki ucu keskin bir bıçak niteliğinde. Aklın var, ama gösteremiyorsun! Dilin var, ama konuşamıyorsun! Ayağın var, ama basamıyorsun , yürüyemiyorsun koşamıyorsun! Hiç bir şeyi tutamıyorsun, kavrayamıyorsun ,ulaşamıyorsun! Nesin sen!? Nasıl bir şeklin içine hapsolmuşsun !? Ben de varım! Diyorsun . Peki bunu nasıl ispatlayacaksın...? Söylesene hangimiz daha başarılı...? Sol Ayağım ez cümle ile, engelli bir çocuğun başarı hikayesini anlatıyor. İnsanın içini kıpır kıpır eden , onun her yaptığı hamle de sizin de tüm benliğinizle onu desteklediğiniz ,her kazanılan başarının ardından övünç duyduğunuz tatmin olmuşluk duygusunu ,arada yenilmişlikler, düşüşler ve hüzünler olsa da Sol ayağım da her sayfada doya doya yaşıyorsunuz. Kitap genel olarak her ne kadar engelli bir çocuğun başarısını anlasa da , asıl Annelik kavramının yüceliğine kifayetsiz kalan kelimelerle dokunmadan geçmek mümkün değil. Kitapta ki anneyi okudukça , *Anneler kutsal değildir *Anne*kavramı kutsaldır. Demekten kendimi alamadım. Zira elinizde hiç bir uzvunu tamamlayamamış , şeklini bulamamış bir
1000Kitap
Sol AyağımChristy Brown · Nora Kitap · 201894,9bin okunma
Tanrı, ölülerin değildir, yaşayanlarındır..
Alıntı
Etkileyici bir anlatım
Puan vermedi
Ölüler Yaşayanlar Ölüler ve yaşayanlar... Her şey bir balıkçının sahilde bulduğu bir cesetle başlar. Sıradan uzun boylu, zayıf, yirmi, yirmi beş yaşlarında genç bir erkek cesedi dir. Henüz kim olduğunu , nereden geldiğini tam anlayamamışken , iki gün sonra aynı fiziksel özelliklere sahip başka cesetler daha bulunur. Gün geçtikçe ceset sayısının artması, sakin bir sahil kasabası olan DF nin ,bulunan cesetler yüzünden epeyce hareketlenmesini sağlar. Yetkililer ,konuyu idrak edip halkı tedirgin etmeden olasılıkları düşünüp çözüm üretmeye çalışırken ,bulunan ilk cesetten bir hafta sonra DF kasabası ,denizden gelen ceset dalgalarıyla bir tusunami yaşar. Tarifinin zor izah edilebileneceği bu felaketten sonra ,Df kasabası artık sakin bir kasaba olmayı denizi derinliklerine bırakır. Peki, milyarlarca cesetle kaplanmış bu ölüler kasabası yaşadıkları felaket karşısında ne yapabilir di ? Teslim olup ölülere katılmak mı..!? Ölüleri işleyip yaşamak mı...!? Sanırım modern dizaynın içinde,distopik tarzın çerçevesinde yazılmış okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Yazarın kurgusu ,dönemin başlıca sorunlarına ustalıkla dokunması, siyasi ve politik yozlaşmalar, yaşanılan toplumsal problemlerin ve insan psikolojisinin değişim süreci, ahlâk i değerlerin yeniden yapılanması,oluşan kaos karşısında gösterebilecek güç ve başarının anahtarını kaleme almış. Ama ! ya o anahtar yanlış kilit e aitse....¿ Mükemmel bir insanlık eleştirisi. *Okumak ile yazmak arasında fark vardır,herkes kendi hızında yaşamayı seçer. Dalga
1000Kitap
DalgaGiulio Cavalli · Can Yayınları · 2021355 okunma
Reklam