Belki bir gerilim kitabıydı cinayetler korkular, kaçmalar, kovalamalar ,kanlar, dehşet veren dakikalar, heycan veren anlar,yitip giden ölümler...
Ya ruhların yok oluşları...?
Ben sadece, ne hoş bir gerilim diye bakamadım Trendeki Kız'a. O çaresizce yitip kaybolmuşluk beni farklı düşüncelere sevk etti.
Oysa gerilim, korku, polisiye kitaplarının, kış mevsiminin ufukta görünmesiyle bana göre tamda sezonu açıldığında çay ve çekirdek eşliğinde heycanla çevirecektim sayfaları katil kim diye...
Ama öyle olmadı.
Burkuldum kitaptaki kadınlara ve bir hüzünle çevirdim sayfaları. Bu yitip gitmişlik kadınlara lanetli bir mirastı.
Erkek egemen toplumdaki varoluş felsefesi konunun özüydü.
Erkeklere bağımlılık, alkole bağımlılık, mutluluğa bağımlılık üçleminde yüksek çatışmalar yaratıp üç kadın kimliğinin, kendisini yaşamın içinde var etmek istemesinin yansımasıydı Trendeki Kız.
Yaşam da bir Tren değil miydi....
Hiç durmadan rayların üzerinden geçip giden o koca demir kütlesi, her gün hayatın önümüzden geçip gitmesi gibi , demir bir ağırlıkla yaşam da içimizden geçip gitmiyormuydu.
Hepimiz bir yolcuyduk bu seyrüsefer de, ta ki ineceğimiz son durağa kadar...
Kitapta olayların gelişimi, 6 ay önce, 2 ay önce vs. gibi geçişleri ile dünün ve bugünün karışımı biçiminde anlatılmış bu yüzden benzer tekrarlar biraz sıkıcıydı.
Yazarın okurunu oluşturduğu durağan ve birbirinin tekrarı olan bu zamanlar silsilesi ile sıkılmasını kasıtlı tasarladığını düşündüm. Çünkü bu kitapta sadece beden ölümleri yoktu. Bunaltıcı olan aynı tekrarlar ruhların can çekişmeleriydi. Bu yöndeki oluşumlar da dirileri her zaman rahatsız eder sıkar ve bunaltırdı. Bir konuyu tam olarak anlayabilmemiz için onu tamamlamız gerekirdi.
Tendeki Kız'a çokmu anlam yükledim bilemiyorum, belki benzeri türde bir çok kitap