Paran oldu mu, bir vakitler, anan karıyla şunun bunun biçilmiş tarlalarında döküntü kelle topladığın unutulur gider. En önden kendin unutursun! "Kelleci" diyenin yakasına yapışırsın da "Seni çiğnerim" diye bağırırsın. "Bizim Kelleciliğimiz babamın seferberlk askerliğinden kalma bir kellecilik..." dersin. "Babam seferberlik savaşlarında düşman kellelerini tepe gibi yığdı da bize kelleci dendi diye kasılırsın!
- "Ulan alçak!" desem, el kadar bebeyi neden şamarlamaktasın, suçsuz günahsız?
- Belki vardır onun da bir suçu... Ne biliyorsun?
- Suçu, güçsüzlük... Bu dünyada gücün yetmedi mi, şamarı yersin!.. Arkanda yiğit baban, yetişmiş dayın, emmin yoksa, her geçen seni döver!..
- Bak bakalım beyim, bu oğlanın gözü kaçmakta değil mi? Dinime imanıma, kaçmakta... Köylü kısmı, dağa, bayıra alışık olduğundan, mahpus damında bunalır, yazının, yabanın yeşertisini, davar gibi özler. -Dalgın dalgın dudaklarını yalıyan Kelleci'ye gerçekten kızdı:- Yalanmayı gördün mü, yalanmayı!.. Nah şuraya yazdım! Bu oğlan, yakında savuşmaya kalkacak da sırtına kurşunları güzelce yiyecek... Geberdiğinde değilim! Dirliğimiz bozulur ki, gör nasıl bozulur!..