Mâvi

Mâvi
Beden olarak her insan tektir, ruh olarak asla!
Bilgilenmek için seyahat edilir. Mekân değiştirmenin amacı görmektir.
Sayfa 460 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Göze göz, dişe diş!
"Demek düelloyu onaylamıyorsunuz? Demek biriyle düello etmezsiniz?" diye sordu böyle garip bir teoriyi duyduğuna şaşıran Albert. "Ah! Tabii ki ederim!" dedi Kont. "Bir konuda anlaşalım: Bir rezillik, bir hakaret, bir yalanlama, bir tokat için düello ederim, üstelik her tür bedensel egzersizle kazandığım çeviklik ve tehlikeye zaman içinde alışmam sayesinde, karşımdaki adamı öldüreceğimden neredeyse emin olacağım için bunu büyük bir kayıtsızlıkla yaparım. Ah! Bütün bunlar için elbette düello ederim ama ağır ağır nüfuz eden, derin, tükenmek bilmez, sonsuz bir keder söz konusuysa, mümkünse bana bu kederi yaşatana benzer bir ızdırap çektirerek karşılık veririm: Her konuda üstadımız, düşleri yaşama ve gerçekleri cennete dönüştürmeyi bilen yaradılışın o seçilmiş varlıkları olan Doğuluların dedikleri gibi, göze göz, dişe diş."
Sayfa 458 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Hayatta insanın zihnini cidden meşgul eden tek bir mesele vardır: ölüm. Tamam o zaman! Ruhun bedenden hangi farklı biçimlerde çıktığını ve ülkelerin niteliklerine, tarzlarına, hatta geleneklerine göre insanların varlıktan hiçliğe o ulvi geçişlerini nasıl karşıladıklarını incelemek ilginç değil midir? Bana gelince, size tek bir şey söyleyebilirim: Ne kadar çok ölüme tanık olunursa, ölmek o kadar kolaylaşır, bana göre ölüm bir işkence olabilir ama günahların bedelinin ödenmesi değildir.
Sayfa 456 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Haşhaşinler!
O zaman, ilginç ismini aldığı dağa, tepeden bakan bereketli bir vadide hüküm sürdüğünü biliyorsunuzdur. O vadide Hasan Sabbah tarafından ağaçlar dikilmiş bahçeler ve bu bahçelerde yalıtık kulübeler vardı. Marco Polo'nun dediğine göre, seçtikleri kişileri bu kulübelerde ağırlıyor ve onlara kendilerini ağaçları her zaman çiçekli, meyveleri her zaman olgun, kadınları hep bakire olan cennete götüren bir ot yediriyormuş. Oysa bu mutlu insanların gerçek sandıkları şey bir düştü ama bu düş onu kendilerine yaşatan kişiye bedenlerini ve ruhlarını satacak, talimatlarına Tanrı'nın emriymiş gibi itaat edecek, ismini verdiği kişiyi öldürmek için dünyanın öbür ucuna gidecek ölçüde tatlı, esritici ve şehvetliydi. O kişiler ölümün, önünüzde duran o kutsal ot sayesinde bir ön izlenim edindikleri o tatlı âleme geçiş olduğu düşüncesiyle işkencelerde hiç sızlanmadan ölüyorlardı.
Sayfa 379 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Hiçbir şey insanı haklı gerekçeler kadar cesaretlendiremez!
Sayfa 333 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu