Meşhur bir anlatım vardır, özellikle kişisel gelişime dair bir ibret/ders verebilmek adına, denilir ki "1" karakterdir ve yanına eklenen her bir sıfır başka hasletleri karşılar. Böylelikle karakterin yanına eklenen özelliklerle kişinin ne kadar değerli olduğu gözlemlenebilir. Ancak asıl ders noktasına gelinirse 1 olmazsa, ortadan kalkarsa diğerlerinin bir anlamı olmaz gibi bir anlatım yapılır. Güzeldir esasında bu örneklem. Anlayana elbette.
Bu kitabı okurken kafamda canlanan da bu oldu. Nitekim "dört başı mamur" bir eser olabilecek kadar "0"'ı bol bir çalışma gerçekten. Çıkış noktası dahil muhteşem bir çalışma olacakken, gözümde yetersiz hale gelecek çok mühim bir noktası var. Yani deyim yerindeyse "1"'i yok. Sıfırların fazlalığının hiçbir kıymeti kalmayacak derecede hem de...
Nitekim yazarımız, Sonsöz'de de ifade ettiği üzere ailesinden dinlediği hikayelerle şekillendirdiği -bilinçli ya da bilinçsiz- kesin yargılara dayanarak bir metin inşa etmiş aslında. Her ne kadar Refik Halit'in "muhalefet" çizgisi takip edilse de metnin ana omurgası adeta Ermeni soykırımı iddiası üzerine. Nitelikli bir çalışma gibi görünse de ne yazık ki yalnızca "ya öyleyse?" sorusunu sormuş. Oysa bilimsel olarak "ya öyle değilse?" sorusu da mutlaka sorulmalı idi. Ancak öyle bir koşullanma var ki hem bu iddianın bir gerçeklik sağladığına dair yazarın kendi ifadeleriyle bezenmiş bir metin görüyoruz hem de Refik Halit'in Ankara'daki yangın olayını anlattığı yazısına atıfla olaya değinmeye orada da çalıştığını söyleyebiliyoruz.
Ancak işin ilginci metin boyunca Refik Halit'in çizgisindeki değişimleri bizzat kendisi sunsa da yazarın, niyeyse bu söz konusu yangın üzerinden Ermeni soykırımına(!) üzülen, hayıflanan bir karakter olduğunu ısrarla belirtmesi, kitabın "1" kimliğini yitirmesine yol