Okuyacağınız bu kitap üçlü bir seri aslında..
Ben önceki yıllarda seri olduğunu bilmeden "
Büyük taarruz "kitabını okumuş,hem de ne okumuştum (hem ağladım,hem onların ruhuna dualar okudum)
Müthiş etkilenmiştim..
Sizler bu kitapla başlayın okumalarınıza.. Sakarya
Sonra" Büyük taarruz"Büyük Taarruz ve son olarak" İstiklal " İstiklal kitabı ile seri bitiyor..
Yakın bir zamanda ben de "Istiklal" kitabını okuyup seriyi bitireceğim.
Kitap, sizi o yıllara götürüyor,hatta adeta yaşatıyor.. Atalarımız ne zorluklarla mücadeleler vermiş.Isimsiz ,bir mezarı bile olmadan gömülmüşler..
Bir cümle vardı okurken çok ama çok üzüldüm.Diyordu ki :
"Zeynel Çavuş'un gözlerinden bir sürü sevdiği ama bir daha göremeyeceği yüz geçer;
"Bu çorak toprakları kanımızla öyle bir suladık ki teğmenim yüz yıl yağmur yağmasa bile kan kırmızı gelincikler açacak.."
Hani Mehmet Akif (Istiklal Marşı'nda)diyordu ya : "Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı..."
Ahh duygulanmamak elde değil..
Gecen yıl memleketimde,Büyük Taarruz'un yaşandığı Zafer tepesini gezmeye gittim.Işte tam oralarda yürürken ,toprağa basarken hep aklıma geldiler:"Üzerlerine mi basıyorum diye korktum, utandım kendimden:( "
Onları asla unutmamalıyız!
Yeni nesili, evlatlarımızı da bu şuurla yetiştirmeliyiz.
Onlar da geçmişlerini ,bizler için, vatan için canını feda eden Ata'larını öğrenmeliler.
Nitekim" geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz " diye bir söz vardır.
Yine son bir alıntı ile bitireyim:
"Gecenin en karanlık vaktidir.
Başkomutan Mekteb-i Harbiye'den arkadaşı Kâzım Fikri 'Özalp' Bey ve kolordusunun yaptığı akıl almaz yürüyüşü düşünür:
"Türk olmak zordur, dünyayla savaşırsın.
Türk Kurtuluş Savaşını anlayabilmek için bu savaşı doğuran nedenleri bilmek gerekir. Nedenler basittir ama bilmediğinizde basit diye bir neden olmaz.
Birinci Dünya Harbi kaybedildiğinde Osmanlı Devleti bir av devletine dönüştü, etrafı kurtlarla çevriliydi ve Avrupa ülkeleri zaten eridikçe eriyen, hatta; Birinci Dünya Harbi’nin çıkmasının ana nedenlerinden olan bu toprak kayıpları, harp bitince galip ve hak iddia eden devletlerin iştahının kabarmasına neden oldu. Tek sebep Osmanlı olmasa da, en büyük nedenlerinden birisidir. Mesela Versay Antlaşmasının 231. Maddesine bakalım; “Almanya, İtilaf Devletleri’nin ve halklarının bütün kayıp ve zararlarının Almanya ve müttefiklerinin saldırganlığından kaynaklandığını ve bütün bunlardan Almanya ile müttefiklerinin sorumlu olduklarını kabul eder” der ve devamında çok daha sert üslupla devam eder. Burada Almanya ile ittifak etmiş olanlara ceza kesileceğini net bir şekilde anlıyoruz, zaten Sevr ve Versay oldukça ağır şartlara sahiptir. Bu antlaşmalarla sınırlar küçülür, ordu küçülür, ülke yönetimi elden gider, kendi ülkende mülteci gibi yaşamaya mahkûm olursun. Sürekli üstünde bir sopayla yaşamak zorunda kalırsın.
Öncelikle savaş sonrası imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, bir devri bitiren anlaşmadır, çünkü Osmanlı iflas bayrağını çekmiştir. Galip devletler bununla yetinmek istemedi, çünkü hayalini kurdukları topraklar ellerini uzatsalar sahip olabilecekleri durumdaydı, en azından onlar öyle sanıyordu. Almanya’ya Versay dikta edilirken, Osmanlı’ya Sevr dikta edildi, Almanya imzaladı, Osmanlı’da kabul etti, imzalandı, imzalanmadı tartışmaları bir kenarda dursun, kısacası diz çöktürülmüştü. Yıllar sonra Versay’ın ağır şartları Hitler’i doğuracaktı ama biz Sevr’i kabul etmeyen, o paçavrayı yırtıp atan, milli duyguları yüksek ve
Nerdeyse bölük, manga seviyesinde harekatları ve yaşananları daha yakından anlamak için her Türk insanının okuması gereken bir eser. Bu savaşların şaka olmadığını, akıl, cesaret, azim ve büyük bedeller ile kazanıldığını iyi anlamamız gerekiyor. Bir çok olay ve kişi bu kitap sayesinde insanların gündemine girerek daha çok araştırma ve kitaba ön ayak olacağı inancındayım. Kitabın tek olumsuz yanı kroki ve fotoğrafların çok düşük çözünürlükte olması ve harekatların anlatımında geçen çoğu yerin haritalarda olmaması veya okunamamasıdır.
SakaryaSelim Erdoğan (Hidrojeolog) · Kronik Kitap · 2020629 okunma
Sakarya boyunda 22 gün boyunca süren bütün milletin bağımsızlığını ve varlığını sürdürmek için giriştiği mücadele olağanüstü şartlarda gerçekleşmiş Türk ordusunun imanı, gücü ve aklı ile zaferle sonuçlanmıştır.
Eserde Sakarya muharebeleri daha ayrıntılı bilgilerle coğrafya bilgisi de vererek anlatılmıştır. Çok detaylı çalışılan bu eser Sakarya muharebelerinin tarihi konusunda önemli bir kaynak eser olmuştur. Çok fazla bilinmeyen fotoğraflarla da sizleri buluşturan bu eser harp tarihi ilgililerinin mutlaka okuması gereken bir kitaptır.
"Hürmet sana ey şan dolu sancağım
Baştan başa arza hakim ol şahım
Türk ordusu, Türk ordusu sayende
Sakarya'da kurtuldu şan otağım
Dünyalara bedeldir mahcemalin
Allah'ıma emanettir Kemalim"
Taarruzu hızla sonuçlandırıp düşmanın Sakarya geçitleriyle bağlantısını kesmek isteyen İsmet Paşa, 57'nci Tümeni Mürettep Kolordu emrinde, Karatepe'ye taarruz için cephe hattına çeker.''
Kitabın harp tarihi belgeleriyle harp coğrafyası bulgularını bütünlemesi amaçlanmıştır. SakaryaSavasi 'nin yalnız masa başında değil bilfiil harp sahası üzerindeki çalışmalarıyla oluşturulan bu eşsiz eser okuyucuya "Hiç bir savaşın tarihi kendi coğrafyasından soyutlanarak yazılamaz" mesajını veriyor.
İnönü Muharebeleri ve ardından bizim için kötü bir tablo oluşturan Eskişehir-Kütahya Muharebeleri ile başlayan ancak merkezinde Sakarya Muharebelerini tutan bir çalışmaydı.
Açıkçası çok titiz, ayrıntılarla dolu, özenli bir kitap oluşturulmuş. Albüm ve atlas kısmı da hayli doyurucu idi. Özellikle şehit mezarlarının olduğu fotoğraflar beni çok etkiledi.
Bu kitabın ardından bir de Başkumandalık ve Büyük Taarruz kitabı gelecektir diye düşünüyorum. Zira öyle görünüyor.
Kitap, Sakarya'yı neredeyse gün, gün anlatıyor. Savaş planları, çatışmalar, kumandanlar, Yunan tarafı... Hepsi, fazlasıyla var.
Tabii ki, gerçek başkumandan olan O sarışın Kurt da! Neticede o unvan kanunda yazdığı için alınmıyor, gerçek bir asker ve gerçek bir lider olmak gerekiyor. Nitekim Mustafa Kemal Paşa'mız, gerek asker sayısı, gerekse teçhizat bakımından neredeyse yarısı kadar olduğumuz Yunan ordusuna külahını ters giydirmeyi başarabiliyor.
Sakarya öncesinde sayısal verilerimiz düşman ordusunun hayli gerisindeydi. Üstelik Eskişehir-Kütahya bozgunu sonrasında silahıyla birlikte firar etmiş ya da yolunu kaybetmiş on binlerce Mehmetçik vardı.
Bu kitapta Türk evladının vatanını savunmak adına neler yaşadığı, nasıl mücadele ettiği, nasıl şehit olduğu en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor. Üstelik akademik ciddiyet kadar bir roman-belgesel havasında.
Çok ayrıntılı bilgiler veriliyor, daha önce görmediğimiz fotoğraflar var. Türkiye’de sanırım ilk kez bir bilimadamı arazide tarihsel olayları inceliyor, yabancı belgesellerdeki gibi kalıntıları topluyor.
Kurtuluş savaşının detaylarını, özellikle sakarya savaşının detaylarını, cephe cephe, evrak ve fotoğraflarla öğrenmek isteyenler icin muhteşem bir bir kitap. Naçizane tavsiye ederim.
22 gün ve gece.
"Milli Mücadele'nin düzenli ordu döneminin başındaki 1921 yılı muharebelerinin (1.ve 2.İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi) tamamı dokuz ay gibi kısa bir sürede, henüz güç terazisi Yunanlar lehine iken geçekleşmiştir. Aradaki kuvvet farkına rağmen Türk Ordusunun Yunanları durdurabilmesinin, hatta geri püskürtebilmesinin en önemli sırrı elindeki kısıtlı imkanları en doğru şekilde kullanması olmuştur."
"Bu kitapta anlatılan tek suçu şehit olduğunda cephe ötesinde, düşman işgali altındaki sahada kalmış olmak olan bu nedenle listelere 'kayıp'şeklinde kaydedilen ve 98 senedir firari muamelesi gören 8.640 aslanın öyküsüdür. Sakarya boyunda vatana eklenen yaklaşık 13.000 Mehmet'ten 5 yılda ulaşabildiğimiz 4.000'nin 'bizi unutmayın' çağrısıdır."
"Sakarya Nehri'nin Ankara sınırları içerisinde akan kısmı Türk'ün son ocağına savunduğu, üzerindeki 300 yıllık ölü toprağını atıp ayağa kalktığı yerdir. Haymana son kaledir, Polatlı ise asla çözülmeyecek olan mühür... Bir yıl sonra İzmir'in dağlarında açacak olan çiçeklere cansuyu Sakarya'dan Ankara topraklarından taşınmıştır. Bu kitabın bir amacı da Ankara'nın sanıldığı gibi sarı-gri bir bozkırdan ibaret olmadığını, dikkatli bakıldığında toprağının kan kırmızı gelinciklerle kaplı olduğunu anlatmaktır. Yüzyıllarca sulanmasa daima açacak olan gelinciklere..."
Cephede Milli Mücadele serisinin ilk kitabı Sakarya Türk Bitti Demeden Bitmez, oldukça detaylı ve bir o kadar anlaşılır dili ile harp tarihi meraklılarına şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap oldu. Kitaptaki detaylı bilgilerden tutun da kitap sonundaki atlaslar, ilk kez yayınlanan fotoğraflar ve engin kaynakçasıyla çok değerli olduğunu düşünüyorum. Daha giriş kısmındayken duygulandığım, kitap boyunca yer yer hüzün yer
Çok ayrıntılı bi o kadar da akıcı dili olan okuyucu sıkmayan bir kitap. Okurken İsmet Paşa’nın Atatürk’ün ve daha bu vatan için canını ortaya koyan nice efenin, mehmetçiğin duygularına ortak oluyorsunuz. Sakarya yalnızca bir savaşın adı değil aynı zamanda Türk milletinin yeniden doğuşunun, kaderinin baştan yazılmasının adıdır. Kitabın son kısmındaki haritalar, fotoğraflar için de Selim Hocama ayrıca teşekkürler.
Sayın Selim Erdoğan Hocanın titizlikle çalıştığı bu eser kesinlikle kütüphanenizde bulunması gereken bir eser okurken önünüzde harita açık olsun, anlamayı kolaylaştırıyor. Muhteşem bir kitap
1972 yılında Ankara'da doğdu. İlk öğrenimini İltekin İlkokulu, orta öğrenimini Ankara Tevfik Fikret Lisesi'nde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Hidrojeoloji Mühendisliği Bölümü'nden 1996 yılında mezun oldu ve aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. İlk olarak Çanakkale Savaşları sahasında muharebe alanı jeomorfolojisi konusunda çalışmaya başlayan Erdoğan, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Çevrenin Siyasallaşması ve Ramsar Sözleşmesi Örneği "adlı teziyle 2008 yılında doktora derecesini aldı.
2005 yılından beri jeoarkeoloji, askerî coğrafya ve askeri jeomorfoloji konularında çalışmaktadır. Harp alanlarının jeoarkeolojik araştırmaları ve tarihi korunan alan yönetimi üzerine de çalışmış olan Selim Erdoğan halihazırda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde görev yapmakta, Sakarya Meydan Muharebesi Tarihî Millî Parkı ve Başkomutan Tarihî Millî Parkı'nın muharebe alanlarında saha çalışmalarına devam etmektedir.
Selim Erdoğan, Kurtuluş Savaşı'na yönelik çeşitli monografiler ve araştırmalar yayınlamaktadır. Milli Mücadele ve I. Dünya Savaşı'nın geçtiği alanlarda saha araştırmalarını yürüten Selim Erdoğan, bu süreçte Kurtuluş Savaşı'ndan kalma 120 km'den fazla siper parçası haritalayıp, 4.000'den fazla kayıp Kurtuluş Savaşı şehidinin yerini belirlemiştir.
Ayrıca Dr. Selim Erdoğan'ın anlatımıyla Türk Tarih Kurumu'nun resmî Youtube kanalı üzerinden "Afyon'dan İzmir'e Adım Adım Büyük Zafer" isimli 16 bölümlük ve "Mondros'tan Mudanya'ya: Ya İstiklâl Ya Ölüm" isimli 7 bölümlük belgesel serileri yayınlanmıştır.