Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.346
Gösterim
Adı:
Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
399
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751038616
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
Osmanlı’nın 1880’lerdeki, Cumhuriyet’in 1950’lerdeki “bağımlılığını” bilmeden, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” mücadelesi kavranamaz. 1876 ve 1924 anayasalarını bilmeden bugünkü Başkanlık Anayasası’nın Türkiye’yi nereye götüreceği kestirilemez. Osmanlı’da dinsel hukuku, Mecelle’yi ve 1917 Aile Kanunnamesi’ni bilmeden bugünkü “müftülük nikâhı”nın amacı bilinemez. I. Dünya Savaşı’nı, İzmir’in işgalini, Atatürk’ün Anadolu’ya geçişini, Amasya Genelgesi’ni, Sivas Kongresi’ni, TBMM’nin açılmasını, Sakarya Savaşı’nı, Büyük Taarruz’u, Anadolu’daki Yunan zulmünü, İzmir’in ve İstanbul’un kurtuluşunu bilmeden; Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Rıfat Börekçi’yi, Abdurrahman Kâmil Efendi’yi tanımadan Milli Mücadele anlaşılamaz. Said-i Nursi’yi tanımadan FETÖ anlaşılamaz. Misuri Zırhlısı’nı, Kore Savaşı’nı, NATO’ya üyeliği, 6. Filo’yu, Kanlı Pazar’ı bilmeden Türkiye’de “Amerikancılık” bilinemez. Lozan’ın önemini kavramak için sadece Lozan’ı bilmek yetmez, önce Sevr’i bilmek gerekir; o da yetmez, 1950’lerde ABD ile imzalanan ikili antlaşmaları bilmek gerekir. Atatürk’ün önemini kavramak için sadece Atatürk’ü tanımak yetmez, Atatürk’ten önceki ve sonraki asker-sivil liderleri; II. Abdülhamit’i, Enver Paşa’yı, Vahdettin’i, İsmet İnönü’yü, Adnan Menderes’i de az çok tanımak gerekir. Atatürk’ü tanımak için Anatürk’ü, Zübeyde Hanım’ı tanımak gerekir.

İşte “Yüzyılın Kitabı ”nda bunlar ve daha fazlası var.

“Yüzyılın Kitabı ”, bugün yaşadığımız güncel olayların, 1860’lardan 1960’lara uzanan tarihsel arka planlarını anlatıyor, böylece tarihle bugüne ışık tutuyor.

“Yüzyılın Kitabı ”nı okuyunca karşınıza “Yüzyılın Lideri ”, yani Atatürk çıkıyor.
Bu Hayatta bir Anam var, bir diğeri Zübeyde Hanımdır!
Bu Hayatta bir Babam var, bir diğeri Ali Rıza Efendi’dir!
Bu Hayatta bir tek ATATÜRK’üm var!
O da; Başkomutan!
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu,
Anafartalar Kumandanı! Gazi! Mareşal! Başbuğ!
Mustafa Kemal ATATÜRK’tür….!!!

1908’de ki Mustafa Kemal düşmanları kim ise; 1915’te ki de onlardır. 1919’da ki düşman kim ise, 1921'de ki de onlardır... 1923'te ki Mustafa Kemal Atatürk düşmanları kim ve kimler ise, 2018'de ki Atatürk düşmanları da onlardır.

“Bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık önce akla ve bilime düşmanlıktır. Sonra bağımsızlığa, milli egemenliğe, çağdaşlığa ve barışa düşmanlıktır. Yani bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık, aslında bu toprağın insanına düşmanlıktır” sy.381

Bugünü anlamadan, dünü anlamanın bir mantığı yoktur. Sevr’i bilmeden, Lozan’ı anlamak mümkün değildir. İstanbul’un Vahdettin döneminde ki işgalini anlamadan, Atatürk’ün İstanbul’u düşman işgalinden kurtarmasını anlamak mümkün değildir. Damat Ferit’i tanımadan, Kara Kemal’i bilmeden, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı anlamak imkansızdır.

Tarihi anlayarak okumadıktan sonra, çeşitlendirmedikten, kaynak yaratmadıktan sonra, sadece insanları kandırmak için yazılan kitapları-yazıları okuduktan sonra, okumanın hiçbir akıl ve mantığı yoktur.
Sinan Meydan, günümüzün Falih Rıfkı Atay’ıdır. Mustafa Kemal’in kalemidir. Keskindir, bilmeden konuşmaz, laf olsun diye yazmaz, araştırmadan, görmeden o öyle, bu böyle demez. Sinan Meydan okuduğunuzda bilirsiniz ki, araştırmış, belgeleri görmüş ve karşınıza çıkmıştır.

Kitap içeriğinde, Düne, Bugüne ve Yarına ait her şey bulunmaktadır! Dünü anlamadıktan sonra, Bugünü. Bugünü anlamadıktan sonra da Yarını anlayamayacak ve bu mirası yitireceğiz! O yüzden, ihanetleri unutma! Ne dün olanı, ne bugün olanı ne de yarın olacak olanı unutma, izin verme!! Gelecek bizimdir! Cumhuriyetindir!

Yapamazsın, dediler yaptı! Neler mi yaptı?

Ülkeyi; İngiliz’e, Yunan’a, İtalyan’a, Fransız’a bırakan Damat Ferit Hükümetini ve Vahdettin’i defalarca uyardı. Bakanlıklar ve komutanlarla iletişime geçip, birlik olmak için çaba sarf etti. Her yerden geri çevrildi.! Vatan elden gidiyor dedi, sen sus biliyoruz dendi! Sen sus diyenler, İngilizlerle para pazarlığına girdiğinde, yavaş yavaş Anadolu’da başlayan isyana BAŞ olmaya gitti. Verebileceği bir canı vardı, onu vermeye gitti. Vatan’ın namusunu kurtarmak için, gecesinden, gündüzünden fedakarlıklar yaptı. Annesi 1923’de vefat ettiğinde, vatan uğruna cenazesine bile gidemedi!

Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı?

Balkan savaşları ile başlayan dağılma, I. Dünya Harbi ile devam etti.. Abdülhamit Döneminde kaybedilen 2 milyon metre kare toprak, Vahdettin başa geçtiğin de daha da azalıyordu. Birinci Dünya Harbi Avrupalı Emperyalist devletlerin, Osmanlıyı bitirme savaşıydı. Bu Savaşa Türk Komutanlar yerine Alman komutanlarla giren Osmanlı, daha en başından kaybetmeye başlamıştı. Mustafa Kemal 7 . Ordu’nun başındayken, bu duruma isyan etmiş, rapor hazırlamış fakat çok bilenler tarafından dikkate alınmamış, cevap dahi verilmemiştir. Beceriksiz bir Alman komutan’ın emrinde olmayı hakaret saymış ve istifa etmiştir. İstifası daha sonra, farklı bir atamaya, sonra da izne çevrilmişitir. Bu evreden sonra artık durmayacaktır Mustafa Kemal!

21 Temmuz’da Kolordu Kurmay Başkanı olduğu Bolayır Ordusu ile, I. Balkan Savaşlarında kaybedilen Edirne’yi geri aldı. Daha sonra Askeri Ateşe Olarak Sofya’ya atandı. 1915 Yılında Artık Osmanlı iyice çöküyor, Çanakkale geçiliyordu.. Az bir zaman vardı. Mustafa Kemal ateşelik görevini bırakarak, Çanakkale’ye gitmek için gerekli izinleri aldı. 19. Tümen Komutanlığına atanarak, Çanakkale’yi savunmaya geldi. Geldiğinde ise durum içler acısıydı…

"Bir tümen komutanının (Mustafa Kemal) üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir." diyecekti İngiliz Aspinall Oglander

Atatürk, Conkbayırı yakınında komutanlara, “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz Ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” diyerek 57. Alay’ı düşman üzerine sürdü. Düşman çıkarması sonuçsuz kaldı ve düşman püskürtüldü.

Mustafa Kemal Liman Paşa’dan Komutayı devralmış ve Bir Ülke’nin yazgısını değiştirme yolundaki en büyük adımlarından birini atmıştır. Bu savaşta her 3 dakika da bir şehit verilmekteydi. Bu zafer, kanlı bir zaferdir. Mustafa Kemal’e düşmanlık Çanakkale’de ölen her bir şehide düşmanlıktır, her bir gaziye düşmanlıktır.!!

Çanakkale kaybedilmedi ama Osmanlı Birinci Dünya Harbi’ni kaybetmişti. Kaybetmesinde ki en büyük nedenlerden biri Orduyu Alman komutanların himayesine vermek ve Orduyu kullanamamaktı. Devlet eriyordu. Sorumsuz kişiler, idareyi ellerinde tutuyor ve tutumlarından vazgeçmiyorlardı.

Daha yeni başlıyordu… Tekrardan 7.Ordu başına geçecek, İngilizlere dur diyecekti. Katma Zaferi kazanılacaktı. Misak-ı Milli sınırını çizecekti Mustafa Kemal… Dünya Harbi kaybedildi ve Mondros imzalanmıştı… Artık İtilaf Devletleri Osmanlı’ya son darbeyi Sevr ile vurmaya hazırlanıyordu…

İstanbul İşgal ediliyordu.. Fransız Komutan Beyoğlu’nda askerler tarafından bir kral gibi karşılanıyordu.. Fatih’in girdiği yerden, Şimdi İtilaf devletleri geliyordu. İstanbul işgal altındaydı…

Bu sırada Deniz üzerinden İstanbul’a ulaşmaya çalışan Mustafa Kemal gördüğü manzara karşısında korkmamış, “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” demişti…. Padişah öyle düşünmüyordu ama, elinde ordu olmayan Mustafa Kemal Vatanını nasıl savunacağını biliyordu. Artık İstanbul Hükümeti İngilizlerin elindeydi. Vahdetttin kukla olmuş, ne denirse yapıyordu. İzmir’e çıkan İngiliz ve Yunan askerlerine müdahele edilmemesi bile istenmişti…

1919 da Samsun'a çıkarken ona;
"Ordu" yok dediler "Kurulur" dedi
"Para" yok dediler "Bulunur" dedi
"Düşman" çok dediler "Yenilir" dedi
Ve gün geldi, bütün bu dedikleri oldu.

Mustafa Kemal Samsuna çıktıktan sonra; Milli Mücadele artık Vücut bulmuştu. Zübeyde Hanım’ın Sarı Paşa’sı gelmişti! Millet artık zulme dur diyecek liderine kavuşmuştu.

Sırasıyla, Amasya Genelgesi yayınladı, Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı, Millet Meclisi Açıldı, Artık Ülkeyi Temsil eden bir Meclis vardı, Oda Mustafa Kemal’in Başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. Artık her karar, milletin vekilleri tarafından verilecekti.

Bu esnada, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevçi Çakmak, alçak Damat Ferit hükümeti tarafından vatan haini ilan edilerek, idama mahkum edildi. Aynı hızla Mustafa Kemal İstiklal Mahkemeleri ile Damat Ferit’i idama mahkum etti.

Vahdettin ve Damat Ferit Başkanlığında İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu. Milli Mücadele aleyhinde propaganda başlatıldı. Yurdun her yerinde isyanlar çıkartıldı. İngiliz Uçaklarından bildiriler yayınlandı. Mustafa Kemal ve onunla birlikte olanlar Vatan Haini ilan edildi. 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. Artık Emperyalist güçler bahane arıyordu. Ülkenin her bir yanı düşman işgali altındaydı. Vahdettin ve kabinesi, İngilizler ile birlik olmuş, Kuvay-ı Milliye’ye savaş açmıştı.

Mustafa Kemal, Hem yurt içi isyanlarla boğuşuyor hem de emperyalist güçlerle savaşıyordu. Bu tabloya insanın yüreği dayanmıyor? Dışarıda ki düşman tamamda, içeride ki düşman tüm gücüyle saldırıyordu. Gazetelerde boy boy ilanlar veriliyor, Damat Ferit her yerde İsyanları teşvik ediyor, Din’i bu işe alet ederek, masum halkı kandırıyorlardı. Ancak istediklerine kavuşamadan, tüm gücü ve milleti ile Mustafa Kemal bu soysuzlarla baş etti. Aynı zamanda Meclisin içinde de vardı bunlardan.. Zamanı değildi, şimdilik idare ediyordu.

Sırasıyla,6-10 Ocak 1921’de I. İnönü Muharebesi Kazanıldı, 20 Ocakta İlk Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye TBMM’de kabul edildi, 12 Nisan’da Mustafa Kemal Anadolu’daki Yunan zulmünü eleştiren “İnsanlık Alemine” adında bir beyanname yayınladı,

Mustafa Kemal; “Hürriyet ve İstiklâl benim karakterimdir” diyecekti. 23 Mart 1921’de I. İnönü zaferini kaybeden Yunanlılar saldırıya geçti… Aşırı üstünlüğü bulunan Yunanlılar hezimete uğratıldı. Mustafa Kemal İsmet İnönü’yü tebrik etti.

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs (161) talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istilâ hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.Adınızı tarihin şeref âbidelerine yazan ve bütün millete size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük gazâ ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve hâkim olduğunu söylemek isterim.”
Büyük Millet Meclisi Başkanı, Mustafa Kemal

Türk Ordusu’nun morali yükselmiş, inanç artık daha da artmıştı. 23 Nisan 1921’de, 23 Nisan tartışmalarla Bayram ilan edildi. 13 Haziran 1921’de Mustafa Kemal’e Başkomutanlık görevi verildi. Bu süre her üç ay’da uzatıldı. Daha sonra süresiz olarak verildi. Öyle kolay verilmedi tabi ki. Mecliste ki tartışmalar çok çirkin bir hal almıştı… Mustafa Kemal ise ne yaptığını bildiği için, bütün muhalifleri susturmayı bildi.

22 Gün 22 Gece süren Sakarya Meydan Muharebesi 13 Eylül 1921’de kazanıldı. Bu muharebe Dünya’da ilktir…
Başkomutan Mustafa Kemal, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur.” Diyecek ve bir cephe savaşı değil, bir direnişe timsal olmuştur. Her yer vatan toprağıdır ve her yer savunulacaktır..! Öyle de olmuştur! Yunanlılar bir kez daha yenilgiye uğratılmıştır.

Merhum Emekli Orgeneral Kâzım Özalp; “Düşmanın kaybı bizden çok fazla idi. Sayısız insan ve hayvan ölüleri birbiri üzerine yığılmış ve bu cesetlerden akan kan, geçtiğimiz yol üzerinde derin ve kırmızı lekeler meydana getirmişti. “Sakarya Muharebesi’nde milletimizin katlandığı fedakârlık ve gösterdiği gayret beşer gücünün üzerindedir. Ancak vatan ve bağımsızlık sevgisi, bu zorluklara karşı koymak kudretini ve cesaretini bize bahşetti…” demiştir.
20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ilk resmi antlaşmaydı.

Ve Büyük Taarruz!

“26 Ağustos 1922, Cumartesi… Başkomutan Atatürk sabah saat 04:00 civarlarında uyandı. Emir erini uyandırıp kahve istedi. Yaver Muzaffer uyanıp giyinmeye başladığı sırada Atatürk’ün çadırının önünde “Allah’ım! Sen Türk Milletini ve ordusunu muzaffer eyle! dediğini duydu. Kahvesini içti. Gün doğmasına bir saat kala, atıyla Kocatepe’nin zirvesine doğru ilerledi. Birkaç er fenerle yolu aydınlatıyordu. Atatürk konuşmuyor, sadece ufka bakıyordu. Fevzi Paşa İsmet Paşa ve Nurettin Paşa da Kocatepe’deydi.”

Ve başkomutan tüm komutanlara emri verdi! Türk topçusu, saat 04:30’da ateşe başladı.. Saat 06:30’da Tınaztepe, 07:00’de Toklutepe ve Kaleciksivri alındı. Saat 09:00’da Belentepe zapt edildi. 27 Ağustos Pazar sabahı 04:00 Kurtkayatepesi, 08:00 Erkentepe düştü. Çiğli tepeyi almakla görevli komutan Albay Reşit tepeyi zamanında alamadığı ve Mustafa Kemal’in verdiği emri yerine getiremediği için, utancından intihar etmişti. 17:30’da Çiğlitepe, 20:30’da afyon ele geçirilmişti.

30 Ağustos’ta ise son darbe vuruldu.

Atatürk; “ Karşıdaki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bırakılmış toplarla, otomobillerle, sayısız donanım ve gereçlerle, bu kalıntıların arasında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplatılıp karargahımıza sevk edilen sürü sürü esir kafileleriyle hakikaten bir kıyamet gününü hatırlatıyordu.” diye anlatacaktı..

1 Eylül 1922’de Atatürk Türk Ordularına şu emri verdi:

Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir! İleri….!

Daha sonra ne mi oldu? Vahdettin ve Damat Ferit Hükümeti’nin yapamadığını yaptı Atatürk! Milli Mücadeleyi başlattı, milletin unutulmuş milli vasfını ortaya çıkardı, yok olmuş bir toplumdan direniş yarattı, düzenli ordu ile düşmanı denize döktü…

Sevr Baskıları devam ederken, uzun süreler ve görüşmelerle Lozan imzalandı… Lozan ne bir zafer ne bir hezimettir. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş Osmanlı’nın imza ettiği Sevr’in alt edildiği bir uzlaşmadır!

Mustafa Kemal Barışçıl yollarla kurduğu bu Cumhuriyeti bizlere armağan etmiştir. Bizlere bırakmıştır. Tek bir düşman bile bırakmadan bu devleti kurmuştur. Birçok barış antlaşması imzalamış, Dünya’ya örnek olmuştur.

Yaptığı inkılaplar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin refahını sağlamış, modern bir toplum yaratmıştır.

Sanatın her dalını desteklemiş, örnek projeler ile kalkınma planları yapmıştır. Eğitim'e büyük destek vermiştir. Çalışan ve üreten köylüsünü baş tacı etmiş, "Çalışan ve Üreten Köylü Milletin Efendisidir" demiştir. Tarım ile ilgili kanunlar çıkarttırmış, tüm bölgelere yardım sağlanarak, tarım geliştirilmiş, köylü üretmeye başlamıştır. Fabrikalar kurulmuş, atılımlar hız kazanmış, madenler millileştirilmiş, demiryolları millleştirilmiş ve ülke'nin dört bir yanı DEMİR AĞLARLA örülmüştür.

Devletin her bir köşesinde gelişmiş bir ülke için insanlar çalışmaya başlamıştır. Atatürk her zaman Halkı’nın yanında olmuş. Halkıda onu asla yalnız bırakmamıştır.

Uzun bir inceleme oldu farkındayım. Yalnız bunun gibi bir inceleme yazsam bile kitabın hakkını vereceğimi sanmıyorum.

Bu kitapta bulacağınız bilgilerin sınırsız bir hükmü var. Sizi araştırmaya, yetinmemeye sevk ediyor. Vefatından sonra neler oldu, şuan neler oluyor hepsini rahat rahat anlayabileceğiniz bilgilerle dolu bir eser.

Ey Türk Evladı…. Damarlarında ki kan asildir…! Emperyalizme yenilmemiş, onu dize getirmiş bir Başkomutana sahipsin! Unutma, Geçmişi iyi öğren! Tarihin yalanlarına kanma! Araştır, yılma! Her yerde savun! Vazgeçme!

Mustafa Kemal biziz, bunu unutma!

Kitabı şiddetle öneriyor ve acilen okumanızı tavsiye ediyorum…!

Dün ihanet edenler, Bugün de edeceklerdir! Biz var olduğumuz sürece Mustafa Kemal'ler Yaşayacaktır!!!!

Yaşa Mustafa Kemal Paşa!! Yaşa!

Yüzyılın Lideri Kitabı'nı okuduğunuz da,
Karşınıza Yüzyılın Lideri;
Mustafa Kemal Atatürk çıkacaktır.!!

İyi okumalar dilerim..!
Okuyun, Okutun, Ogrenin...Herkesin bilmesi gereken ve ozellikle bugunlerde yanlis bilinen cogu bilgiye isik tutan bir kitap.Hatta okullarda ders kitabi olarak okutulmasindan yanayim cocuklarimiz ve genclerimizin dogrulari gormeleri ve bilgilendirilmeleri adina...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.756 Oy)18.354 beğeni41.566 okunma2.741 alıntı174.901 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.905 Oy)8.850 beğeni24.332 okunma1.648 alıntı112.801 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.240 Oy)8.556 beğeni27.477 okunma788 alıntı133.867 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.164 Oy)7.734 beğeni21.755 okunma784 alıntı85.033 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.806 Oy)5.197 beğeni16.603 okunma939 alıntı57.386 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.387 Oy)12.979 beğeni33.210 okunma3.152 alıntı139.625 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.793 Oy)6.106 beğeni16.088 okunma2.715 alıntı82.959 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.583 Oy)8.542 beğeni25.228 okunma2.320 alıntı108.984 gösterim
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk
    8.9/10 (526 Oy)550 beğeni953 okunma935 alıntı12.733 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.072 Oy)5.677 beğeni14.938 okunma1.644 alıntı64.364 gösterim
Sinan Meydan engin bilgisi ile bugünü anlamak için dünü anlatıyor.
Düne bakarken ''Düncülük'' yapmamak gerekir.Çünkü ''Düncülük'' veya ''Ecdatperestlik'' tarihi bilim olmaktan çıkar,hamaset haline getirir.''Düncülük''insanları geçmişle uyuşturmak anlamına gelir.
O yüzden bugünü anlamak için geçmişi iyi bilmek gerekiyor.
İkinci Abdulhamit'ten, Atatürk'ün ölümüne değin kronolojik olarak, sözcü gazetesindeki yazılarını derleyip düzenleyerek kitap halinde bizlere sunmuş yazar, diğer kitaplarıyla farkı görsellerle desteklenmiş olmasıydı bu kitabının.. Rahatlıkla konu başlıkları üzerinden okuyabileceğiniz, elinizin altında bulunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap..
Tarih,gerçek tarihçilerden okunursa, size asla yalan söylemez.... Nerelerden geçip de bugünlere gelmişiz. Cumhuriyeti nasıl zorluklarla kurmuşuz diye merak edenler için okunması gereken ve tarihi sevenlerin kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap
46 konu başlığından oluşan kitap günümüz ile bağdaş şekilde hazırlanmış. Konu başlıkları dikkat çekici olduğunu söylemem lazım. Ve bazı konu başlıkları birçok eserde kıyıda köşede kalmış konu başlıkları. Okuduğunuzda gerçekten şaşkınlık verecek konular. Sinan Meydan'ın çok objektif olduğunu düşünen biri değilim ama okuduğum kitapları arasındaki en objektif kitabı bu diyebilirim. Konu başlıklarından birini seçerek daha iyi bir araştırma yapmak isteyenler için oldukça iyi bir kitap,bahsedilen konuların dipnotları aşağıda değil bilgi bitimi parantez içinde yanında verilmesi bütünlük açısından gayet iyi bir tercih olmuş. Fakat kitap sonuç bölümünden sonra kaynakça bilgisi verilmemiş ki Sinan Meydan bir tarihçi olarak bunu es geçmesi hiç hoş olmamış. Kitabın tek olumsuz yanı da bu diyebilirim.
Önemli olan Düncülük değil bugüncülük diyebilmektir. Yarınlar için bir adım atmaktır. Sinan Meydan bazı yerlere öyle bir vugu yapmışki okumaktan keyif aldığım bir kitap .
Okumuş ve görmüş olduğum en akıcı ve en az sıkıcı Tarih kitaplarından biri olmasına rağmen kitabı bitirmem biraz zaman aldı. Kendi yavaşlığım dışında gerek kullanılan dil itibariyle gerekse de izlenilen tarih sıralaması itibariyle yazar Sinan Meydan'ın anlatımı başarılıydı.

Hem siyasi görüş olarak hem de tarihe bakış açımız bakımından kendime yakın hissettiğim yazar, her ne kadar aynı şeyleri düşünsek de, bazı noktalarda yorumlama farkından dolayı objektif bakış açısını kaybetmiş gibi geldi bana. Buna rağmen genel olarak anlatmak istediğini başarılı bir şekilde anlatmış ve biz okuyuculara gerekli mesajları yine başarılı bir şekilde vermiş kitapta.

Her Tarih kitabını okuduğumda ve yorumlamamda düşündüğüm gibi yine Tarih'i dizilerden değil de kitaplardan öğrenmenin gururuyla ve bize savunduğumuz şeyleri daha sağlam bir şekilde savunmamıza yardım ettiğinden dolayı kitabı özel bir yere koyacağım hayatımda.

Siz hep varolun ki biz de unutturulmaya çalışılan Tarihimize daha sıkı sarılalım. Teşekkürler Sinan Meydan.
Sinan Meydan'ın Akl-ı Kemal serisinden sonra okuduğum ikinci kitabıydı diyebiliriz. Akl-ı Kemal'i ders çalışır gibi okumuştum neredeyse. O seriye göre daha akıcı, daha güncel ve yüzeysel bilgilerle dolu bir kitap olmuş. İçindeki pek çok bilgiye sahibiz Atatürk ve Cumhuriyet ve bunların düşmanları hakkında ama sanki bir kitapta güzel toplanmış tüm bu bilgiler. Ben çok sevdim kitabı.
Tarih kitabı da insanı sıkmadan, yormadan yazılabilir ve okutulabilirmiş.
Araştırmacı-Tarihçi Sinan Meydan yine mükemmel bir işe imza atmış. Tarih okumayı seviyorsanız ve kaynaklarıyla beraber gerçekleri akıcı bir şekilde öğrenmek istiyorsanız bu kitap size hepsini sunuyor.
Osmanlı'nın 1880'lerdeki, Cumhuriyet'in 1950'lerdeki “bağımlılığını” bilmeden, Atatürk'ün “tam bağımsızlık” mücadelesi kavranamaz. 1876 ve 1924 anayasalarını bilmeden bugünkü Başkanlık Anayasası'nın Türkiye'yi nereye götüreceği kestirilemez.
Kitap kimi zaman yakın geçmişte olan olayları kimi zaman da Osmanlı dönemindeki yaşanılanları Atatürk'ün yaptıkları yeniliklerle,yaşadıklarıyla kıyaslayarak anlatıyor. Özellikle 1950'li yıllarda ülkemizde yaşanılanları dikkatle okuyun. Yazarın kalemine sağlık. İyi araştırılarak hazırlanıp yazılmış bir kitap.
"Bu topraklarda yaşayan aklı başında birinin

-eğer cahil veya hain değilse-

Atatürk'e düşman olması mümkün müdür Allah aşkına?"
"Bugünü doğru anlamanın biricik yolu düne, tarihe bakmaktır. Ancak "düne" şaşı bakanların "bugünü" net görmeleri mümkün değildir."
Sinan Meydan
Sayfa 10 - İnkılâp 91.Yıl, Önsöz
"Zaman sürekli akar, insan gelişir ve değişir; gelişen ve değişen insan, dünyayı değiştirir."
Sinan Meydan
Sayfa 9 - İnkılâp 91.Yıl, Önsöz
"Millet 23 Nisan'da ilk sözünü söyledi ve milli davaya atıldı. Yoktan bir ordu çıkardı. Dağılan halkı bir araya topladı. Milletin başına musallat olan halifeyi orada yalnız bıraktı. Yalnız Türklerin, yalnız Anadolu'nun değil, bütün İslam aleminin hayatını, istikbalini kurtaracak bir devletin temellerini 23 Nisan'da attı. 23 Nisan günü bu milletin, özgür ve bağımsız Anadolu'nun sonsuza kadar milli bayramıdır."

{Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey, 23 Nisan 1921}
Sinan Meydan
Sayfa 79 - İnkılâp 91.Yıl, 23 Nisan Nasıl Bayram Oldu?
***İşgallerden sonra, en alttaki şakşakcı'yı iyi okuyun!!

(...)22 Haziran'da Akhisar, 23 Haziran'da Salihli, 24 Haziran'da Alaşehir, Kırkağaç ve Soma Yunanlarca işgal edildi.

25 Haziran'da İngilizler Bandırma'ya asker çıkardı. 28 Haziran'da Kula, 30 Haziran'da Eşme, Sındırgı, 1 Temmuz'da Nazilli, Edremit Yunanlarca işgal edildi.

6 Temmuz'da bir ingiliz filosu 3 saat Mudanya'yı bombaladı. 7 Temmuz'da Mudanya, 8 Temmuz'da Bursa Yunanlarca işgal edildi. 10 Temmuz'da Ermeni Lejyonu Adana'ya geldi.

10 Temmuz'da TBMM Başkanlık kürsüsünü siyah bir örtüyle kapladı.

12 Temmuz'da Osmanlı Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, Yunan taarruzunun "İstanbul hükümetinin programına uygun olduğunu" açıkladı ve "Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini" istedi.

20 Temmuz'da Sevr Antlaşması, Osmanlı Bakanlar Kurulu'nda görüşülüp kabul edildi.
Sinan Meydan
Sayfa 213 - İnkılâp 91.Yıl, Sevr Antlaşması
"Bugün", gökten zembille inmemiştir; "bugünün" temelinde "dün" vardır. Dün "önceki günün" sonucudur. İşte bu nedensellik zincirinin adı tarihtir.
Sinan Meydan
Sayfa 10 - İnkılâp 91.Yıl, Önsöz
Bizim tarihimizde son 300 yil icinde dogruyu aramaya basladiginizda eninde sonunda yolunuz ATATURK e cikar...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
399
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751038616
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
Osmanlı’nın 1880’lerdeki, Cumhuriyet’in 1950’lerdeki “bağımlılığını” bilmeden, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” mücadelesi kavranamaz. 1876 ve 1924 anayasalarını bilmeden bugünkü Başkanlık Anayasası’nın Türkiye’yi nereye götüreceği kestirilemez. Osmanlı’da dinsel hukuku, Mecelle’yi ve 1917 Aile Kanunnamesi’ni bilmeden bugünkü “müftülük nikâhı”nın amacı bilinemez. I. Dünya Savaşı’nı, İzmir’in işgalini, Atatürk’ün Anadolu’ya geçişini, Amasya Genelgesi’ni, Sivas Kongresi’ni, TBMM’nin açılmasını, Sakarya Savaşı’nı, Büyük Taarruz’u, Anadolu’daki Yunan zulmünü, İzmir’in ve İstanbul’un kurtuluşunu bilmeden; Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Rıfat Börekçi’yi, Abdurrahman Kâmil Efendi’yi tanımadan Milli Mücadele anlaşılamaz. Said-i Nursi’yi tanımadan FETÖ anlaşılamaz. Misuri Zırhlısı’nı, Kore Savaşı’nı, NATO’ya üyeliği, 6. Filo’yu, Kanlı Pazar’ı bilmeden Türkiye’de “Amerikancılık” bilinemez. Lozan’ın önemini kavramak için sadece Lozan’ı bilmek yetmez, önce Sevr’i bilmek gerekir; o da yetmez, 1950’lerde ABD ile imzalanan ikili antlaşmaları bilmek gerekir. Atatürk’ün önemini kavramak için sadece Atatürk’ü tanımak yetmez, Atatürk’ten önceki ve sonraki asker-sivil liderleri; II. Abdülhamit’i, Enver Paşa’yı, Vahdettin’i, İsmet İnönü’yü, Adnan Menderes’i de az çok tanımak gerekir. Atatürk’ü tanımak için Anatürk’ü, Zübeyde Hanım’ı tanımak gerekir.

İşte “Yüzyılın Kitabı ”nda bunlar ve daha fazlası var.

“Yüzyılın Kitabı ”, bugün yaşadığımız güncel olayların, 1860’lardan 1960’lara uzanan tarihsel arka planlarını anlatıyor, böylece tarihle bugüne ışık tutuyor.

“Yüzyılın Kitabı ”nı okuyunca karşınıza “Yüzyılın Lideri ”, yani Atatürk çıkıyor.

Kitabı okuyanlar 117 okur

  • FİRDEVS
  • Seyid Ahmet GÜLTEKİN
  • Aydin Yel
  • Özkan Mart
  • Büşra Akyurt
  • Beyza Tanrısever
  • Ursula
  • kübra şimşir
  • Ali Aydın
  • Olçum Erdan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%21.4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%0
25-34 Yaş
%0
35-44 Yaş
%50
45-54 Yaş
%21.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%7.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%28.8
Erkek
%71.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%70.1 (47)
9
%16.4 (11)
8
%10.4 (7)
7
%3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0