El- Cevap Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın Tarih Tezleri'ne

9,0/10  (27 Oy) · 
46 okunma  · 
22 beğeni  · 
1.872 gösterim
Tarih Tezleri'ne El-Cevap'ta Başbakan Erdoğan'ın aşağıdaki "tarih tezleri"ne cevap verilmiştir...

CHP, İnönü camileri kapattı, sattı, ahır, yatakhane, depo, parti merkezi yaptı!
Türkçe ezan zulümdür!Türkçe ezan milletin değerlerine saldırıdır! Türkçe ezan iç karartıcıdır!
CHP Kur'an-ı Kerim'i yasaklattı, ezanı susturdu! Ezanı Menderes'in DP'si (tek başına) aslına çevirdi!
Dersim isyan etmedi, bahanelerle operasyon yapıldı! Seyit Rıza isyancı değil din mazlumudur! CHP, İnönü Dersim'de katliam yaptı! Dersim Harekatı'nda zehirli gaz kullanıldı!
Ali Çetinkaya yüzü kapkara bir katildir, cellattır! Ali Çetinkaya İskilipli Atıf Hoca'yı düzmece bir mahkemeyle "Kararın infazına, şahitlerin sonra dinlenmesine" diyerek idam ettirdi!
"Neyi ördün?" Türkiye'yi demir ağlarla CHP değil AKP ördü!
Atatürk dönemi antropoloji çalışmaları ırkçıdır!
İsmet İnönü dinsel içerikli kitapları yasaklattı!
CHP, Aşık Veysel'i Sivas'a sokmadı! CHP'ye göre saz gerici bir müzik aletidir! CHP döneminde Halk Müziği yasaklandı!
İsmet İnönü döneminde gaz, ekmek, şeker vb. karneyle dağıtıldı!
Üç beş çanak çömlek Marmaray'ı dört yıl geciktirdi!
Kanuni'nin ömrünün 30 yılı at sırtında geçti!
EL-Cevap'ta 1950'den 2013'e Cumhuriyet tarihinin neden, nasıl ve kimlerce çarpıtıldığı gözler önüne serilmiş ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili en çok merak edilen konulara belgelerle açıklık getirilmiştir.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2013
  • Sayfa Sayısı:
    792
  • ISBN:
    9789751033871
  • Yayınevi:
    İnkılâp Kitabevi
  • Kitabın Türü:
Ali Kemal YAR 
27 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sinan Meydan iyi bir araştırmacı ve tarihçidir. Ancak bu kitap bana göre birazdan daha fazla yanlı bir şekilde yazılmış. Günlük sohbetlerde bir kesimin diline doladığı şeyleri, kaynak göstererek cevaplamanızı sağlayacak bir kaynak. Alınması ve okunması zannımca zaruridir.

Özgen 
14 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

George Orwell'in 1984 kitabi ile art arda okunmasini tavsiye edecegim bir kitap. 1984'teki kurgunun gercek hayattaki yansimasini gozler onune seren bir eser.

Ayşe Okşan Üçgöz 
13 Kas 2015 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

gerçek tarihçi,bu kitabını okumanızı tavsiye ederim

İnvictus 
17 Mar 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kendi hayat görüşümüze, düşünce ve fikirlerimize uyan insanları dinlemek,okumak ve takip etmek kolaydır.Bu subjektif bir yaklaşımdır.Peki hiç karşı taraf ne diyor diye düşündünüz mü? Sahip olduğumuz argümanların doğruluğunu ve yanlışlığını ancak objektif değerlendirebilirsek kıyaslayabiliriz.Bu kitap Karşı devrimin tetikçi yazarların yalanları ve çarpıtmalarına karşı yazılmış belgelerle bütün yalanları ve yalancıları çürütmüş gerçek bir tarih vesikasıdır.Gerçekten okunması gereken bir eser.

Ömer Faruk Ünlü 
11 Tem 19:06 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Sinan Meydanin bir diğer ufku açan eseri. 800 sayfalik uzun bir yolculuğun sonunda bilmediğim bir çok yeni şey öğrendim, Atatürkü bir kere daha özlemle anıyorum.

Gülçin Akdeniz 
19 Kas 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Tarih yalanlar için imkan yaratanların mezarlığıdır..Sinan meydan belgelerle anlamak isteyenler ve yakın tarih hakkında kısım kısım bölüm bölüm merak ettikçe okuyacakları enfes ansiklopedik bilgi verir gibi bir kitap hazırlamış!! Soru soranlara her cevabı vermiş aslında..

Tuco Herrera 
12 Nis 15:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

tesadüf eseri orjinalini yerde kitap satanlardan alıp eve gelmemle beraber okumaya başladım .. 2 gün gibi cok kısa bir sürede bitirdim.. kafası aydınlık düşünceleri ve fikirleri hür her bireye önerim mutlaka okumaları yönünde olacaktır..inanılmaz bir kitap..

Dilek Eken 
29 Oca 2016 · Kitabı okudu · 24 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok değerli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herkes okumalı.

Kitaptan 6 Alıntı

Mustafa Kemal Atatürk
Örneğin okulda, Atatürk'ün karga kovaladığını bilirdik ama 5000'e yakın kitap okuduğunu bilmezdik. Laikliğini az çok bilirdik, ama Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunanlılarca yıkılan, ahır yapılan yüzlerce camiyi tamir ettirdiğini bilmezdik. İçki içtiğini duyardık da. Kur’an’ın ilk gerçek tefsir ve tercümesini yaptırmak için verdiği mücadeleyi hiç duymamıştık. Devrimlerini ezberlerdik tarih sırasına göre ama o devrimlerin ardındaki tarihi, kültürel, sosyal, bilimsel, hatta dinsel gerekçelerden haberimiz yoktu. Örneğin halifeliği “dinin bir gereği” diye anlattıklarından halifeliğin kaldırılmasının “dine aykırı” olduğunu düşünürdük! Harf Devrimi’ni bilirdik de Latin harfleri diye bildiğimiz o harflerin aslında GöktürkEtrüsk kökenli harfler olduğunu, dahası bu devrim yasasının adının “Latin Harflerinin Kabulü değil “Yeni TürkHarflerinin Kabulü” olduğunu bile bilmezdik. Nereden bilebilirdik yıllar sonra birilerinin, “Atatürk Latin harflerini kabul etti, bir gecede cahil kaldık!”, “Dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz/” deyip gerçeği çarpıtacağını. Yıllarca “beyin fesadına” uğratıldığımız için olsa gerek, bu yalancılara şöyle diyemezdik: “Sanki Harf Devriminden önce Osmanlı çok kültürlüydü! Sanki Osmanlıda okuma yazma oranı yüzde 9O'lardaydı! Asıl Harf Devriminden önce cehalet vardı. İnsanlar Harf Devrimi sayesinde okuryazar oldu. İnsanlar yeni harflerin kabul edilmesinden önce Arap harfleri varken de dedelerinin mezar taşını okuyamıyordu, çünkü toplumun yüzde 92’si kadim Arap harfleriyle Osmanlıca da okuyup yazamıyordu. Türklüğün canına okuyan Osmanlı’nın Türklüğe hizmet ettiğini sanırdık da, Türklüğü kurtaran Atatürk’ün Türk tarihi ve Türk dili konusundaki çalışmalarını bilmezdik. Tarih ve Dil Kurultaylarında neler konuşulduğunu, bu kurultaylara kimlerin katıldığını, Türk Tarih ve Dil Tezlerini bilmezdik, ama Güneş Dil Teorisi’yle alay edildiğine tanık olurduk. Onun da ne olduğunu tam olarak bilmezdik ya! Atatürk’ün “millet” tanımından da habersizdik. Olur olmaz her şeyi ezberlemek zorunda bırakıldığımız bir ortamda, kimse bize Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını ezberletmemişti. 1921, 1924 Anayasalarının iki üç maddesini ezbere bilirdik de, 1924 Anayasası’nın 88. maddesini, oradaki “din” ve “ırk” farkı gözetilmeksizin bütün Türkiye halkına Türk denildiğini hiç duymamıştık. Yıllar sonra birileri Atatürk’e “ırkçı”, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine “faşizan” dediğinde bu iddialara yanıt veremeyelim diye bu gerçekleri saklamışlardı sanki bizden! Dersim Olayı’nın D’sini de bilmiyorduk. Sanki birileri bilinçli olarak Dersim konusunu sansürlemişti! Sanki Cumhuriyet orada kötü bir şeyler yapmış da, o birileri o “kötülükleri” gizlemiş gibiydi. Aslında bu da bir tuzaktı. Atatürk’ü, İnönü’yü ve Cumhuriyeti Dersim üzerinden suçlamanın, hatta mahkûm ettirmenin hesapları yıllar önce yapılmıştı belli ki! Yıllar sonra Atatürk ve cumhuriyet düşmanları, “İşte resmi tarihin gerçek yüzü! Cumhuriyet Dersim’de katliam yapmış/” diye gerçekleri çarpıtırken, eğitim hayatımızda ısrarla bizden gizlenen bukonuda şimdi söylenen bu iddialara en okumuşumuz bile sorgulamadan inanır hale gelmişti. Dersim’in nedenlerini sorgulamadık. Dersim duygu sömürüsüyle sersemletildik, propaganda amaçlı söylemlere kandık.
1980 kuşağı, bizler, okuldaki tarih derslerinde içi boş sloganlara indirgenmiş bir Atatürk ile neden sonuç ilişkisi yerine, belli başlı basmakalıp bilgilerin ezberletildiği bir “Devrim Tarihi”, 12 Eylül'ün adlandırışıyla “İnkılâp Tarihi" öğrendik. Aslında doğru dürüst hiçbir şey öğrenmedik desek yeridir! Kafamızda hem Atatürk hem de Cumhuriyet tarihi konusunda derin boşluklar ve kocaman soru işaretleri vardı. Alternatif tezler ve teorileri hiç sorgulamadan kabul edecek bir durumdaydık. Sanki gizli bir güç tarafından tarihimiz çarpıtılmış, bize eksik ve yanlış öğretilmişti. Sanki bir gün birileri çıkagelip bize, “Durun! Bildiğiniz her şey yanlış, resmi tarih yalan söylüyor! İşte gerçekler!” dese, önümüze koyacağı kendi içinde az buçuk bir mantığı olan her türlü tarihi bilgiyi kabul etmeye hazırlanmıştık. Nitekim kabul edenlerimiz çok oldu!1990'larda bir taraftan bizlere okullarda eksik, yanlış bir tarih öğretilmişken, diğer taraftan birilerinin alternatif tarih kitapları (araştırmalar, anılar, romanlar) önümüze konulmuştur. “Durun! Bildiğiniz her şey yanlış, resmi tarih yalan söylüyor! İşte gerçekler!” diye başlayan, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Lozan Zafer mi Hezimet mi?. Hayat ve Hatıratım. Bozkurt, Bize Nasıl Kıydınız?. Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Vatan Dostu Vahdettin, Paradigmanın İflası, Türkiye Üzerine Tezler gibi onlarca kitap, kitapçı raflarını süslemeye başlamıştı. Bu kitapların bazıları 1930’larda, 1940’larda, 1950’lerde yazılmıştı, ama şimdi adeta yeni yazılmışçasına piyasaya sürülmüştü. Birileri, okulda çok az yakın tarih öğrenen, onu da yanlış öğrenen bizlerin özellikle bu kitapları okumamızı ister gibiydi. 12 Eylül 1980’de, özellikle aydınlanmacısol kitapları “ya kan" darbeci anlayış, 1990’larda dincisağ kitapların önünü açmıştı. Bu alternatif kitapların arasında bazı yabancı yazarlar ile bazı solcu yazarların kitapları da vardı, ama onlar da garip bir şekilde sağcıİslamcı yazarların tarih tezleriyle neredeyse aynı tezleri savunuyordu. Bu kitaplarda,Atatürk’ün aslında “dinsiz” olduğu, Cumhuriyet döneminde Müslümanlara büyük baskılar yapıldığı, Şapka Kanunu sonrasında şapka takmayan hacıların, hocaların asıldığı, Atatürk’ün diktatör olduğu, Vahdettin’in hain değil kahraman olduğu, Kurtuluş Savaşı’nın önemsiz olduğu, Cumhuriyet’in Dersim’de katliam yaptığı, Harf Devrimi’nin Türkiye’yi geçmişinden kopardığı, Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün camileri ahır ve tuvalet yaptığı, gereksiz yere sattığı, Atatürk’ün Tarih ve Dil Tezlerinin uydurma, antropoloji çalışmalarının “ırkçılık” olduğu gibi yüzlerce tarih tezi ortalara saçılmıştı. 1990’larda ve 2000’lerde mantar gibi çoğalan bu tezler, dinci basın yayın organlarında ve cemaat toplantılarında dile getirilip, konuşulup tartışılmaya ve daha da derinleştirilmeye başlanmıştı. 12 Eylül’ce beyni “iğfal edilmiş” kayıp gençlik televizyonlarda, gazeteler de, okullarda, üniversitelerde, işyerlerinde, kahvelerde, cemaat evlerinde ve cemaat yurtlarında adeta altın bulmuşçasına bu Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, çoğu kurmaca tarih tezlerine sarılmıştır. Aslında bir kısmı 1950’lerden beri sessiz sedasız dillendirilmeye çalışılan bu tezler, özellikle 1990’lardan itibaren çok yüksek sesle, hatta zaman zaman bazı siyasilerce seslendirilmeye başlanmıştır. Böylece 1990’larda Türkiye’de “resmi tarih” ve “alternatif tarih” diye bir ayrım ortaya çıkmıştır. Bütün enteli danteli, tatlı su solcusu, liboşu ve özellikle de kadim dincisi bu ayrım da “alternatif tarih” yanlısı olup çıkmıştır. Zaman içinde toplumda resmi tarih “yalan”, alternatif tarih “gerçek” şeklinde bir algı oluşmuştur. Türkiye’de DP’den AKP’ye siyasal İslamcı çizgi, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığını bu “kurgusal” alternatif tarih tezleriyle beslemiştir.

El- Cevap, Sinan MeydanEl- Cevap, Sinan Meydan

Emperyalizm
Bilindiği gibi Atatürk, “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir, ” demiştir. ABD Türkiye’ye, “Atatürk’ün mirasını reddedin,” derken aslında “aklı ve bilimi reddedin” demek istemiştir. Çünkü ABD, hatta bütün Batı, aklı ve bilimi temel alan; düşünen, sorgulayan, üreten, bağımsızlığından asla taviz vermeyen, ulusal egemenliğin/demokrasinin tam anlamıyla işlediği Atatürkçü çizgideki bir Türkiye değil; aklı ve bilimi ihmal eden, dinle kandırılmış, düşünmeyen, sorgulamayan, üretmeyen, bağımsızlığa önem vermeyen, güdümlü bir başkanın/halifenin egemenliğinde yeniden Osmanlılaşmış, daha doğrusu “Osmanlıcılık” oynayan bir Türkiye arzulamaktadır.

El- Cevap, Sinan MeydanEl- Cevap, Sinan Meydan
GÜL GÜRLER 
13 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

DİL- TÜRKÇEMİZ ve OSMANLICA

Örneğin okulda Atatürk'ün karga kovaladığını bilirdik ama 5000'e yakın kitap okuduğunu bilmezdik.

Laikliğini az çok bilirdik ama Kurtuluş savaşı sırasında işgalci Yunanlılarca yıkılan ve ahır yapılan yüzlerce Camiyi tamir ettirdiğini bilmezdik.

İçki içtiğini duyardık da Kur'an'ın ilk gerçek tefsir ve tercümesini yaptırmak için verdiği mücadeleyi hiç duymamıştık.

Devrimleri ezberlerdik tarih sırasına göre ama o devrimlerin ardındaki tarihi, kültürel, sosyal, bilimsel hatta dinsel gerçeklerden haberimiz yoktu. Örneğin halifeliği " dinin bir gereği " diye anlattıklarından halifeliğin kaldırılmasının " dine aykırı " olduğunu düşünürdük.

Harf Devrimi'ni bilirdik de Latin harfleri diye bildiğimiz o harflerin aslında Göktürk-Etrüsk kökenli harfler olduğunu, dahası bu devrim yasasının adının " Latin Harflerinin Kabulü " değil, " Yeni Türk Harflerinin Kabulü " olduğunu bile bilmezdik.

Nereden bilebilirdik yıllar sonra birilerinin " Atatürk Latin Harflerini kabul etti, bir gecede cahil kaldık!. " , " Dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz! " deyip gerçeği çarpıtacağını.

Yıllarca " BEYİN FESATINA" uğratıldığımız için olsa gerek, bu yalancılara şöyle diyemezdik:

Sanki Harf Devrimi'nden önce Osmanlı çok kültürlüydü!
Sanki Osmanlı'da okuma yazma oranı yüzde 90'lardaydı.
Asıl Harf Devrimi'nden önce Cehalet vardı.
İnsanlar Harf Devrimi sayesinde Okur-Yazar oldu.

İnsanlar yeni harflerin kabul edilmesinden önce Arap harfleri varken de dedelerinin mezar taşını okuyamıyordu, çünkü toplumun %92'si Arap harfleriyle okuyup yazamıyordu.

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 30)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 30)

1945 yılında Türkiye, Sovyet yayılmasına karşı ABD'den yardım isteyince ABD, İsmet İnönü yönetimindeki Türkiye'ye "Komünizm ve Sovyet yayılmasının en büyük düşmanı dindir. Atatürkçülüğü, ulusçuluğu, bilimgüder (laik) yönetim biçimini, devletçiliği bırakıp dingüder bir yönetime dönüşmezseniz, size yardım edemeyiz," demiştir.

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 35 - İnkilap Kitabevi)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 35 - İnkilap Kitabevi)

"Menderes ve onun zihniyetindeki karşı devrimcilerin 60 yıldır aralıksız tekrarladığı 'Atatürk demokrasiyi kuramadı, kurmak istemedi! Atatürk diktatördü!' şeklindeki tezden de söz edelim. Anlaşılan o ki Menderes, demokrasi derken 'çok partili sistemi' ve 'serbest seçimleri' anlamaktadır. Ancak bu demokrasi tanımı son derece eksik bir tanımdır. Demokrasi çok partili sistem ve serbest seçimlerden önce tam bağımsızlıktır. Demokrasi padişaha, sultana, halifeye, şeyhe, şıha, yani kula kul olmaktan kurtulup yalnızca Allah'a kul olmaktır. Birey olmaktır. Demokrasi özgürlüktür, eşitliktir, barıştır, kardeşliktir. Demokrasi halkçılıktır, laikliktir. Demokrasi kadın haklarıdır. Demokrasi çağdaş ve bilimsel eğimdir. Demokrasi ağalık düzeninin yıkılmasıdır. Atatürk, demokrasinin bu ön şartlarının birçoğunu hem de yokluk ve yoksulluk içinde hayata geçirmeyi başarmıştır. Atatürk, nazi ve faşist diktatörlüklerin yükseldiği 1930 yılında, 'Vatandaş İçin Medeni Bilgiler' kitabında demokrasiyi, 'Yükselen bir deniz' olarak tanımlayıp, demokrasinin üstün özelliklerini sıralamış ve demokrasiye karşı akımları tek tek açıklayıp eleştirmiştir. Her şey bir yana, Atatürk yeryüzündeki en baskıcı, en otoriter idare olan padişahlığa/sultanlığa son vermiştir. En önemlisi de bütün devrimleri Meclis' in onayından geçirmiştir. Atatürk dönemi, Tek Parti dönemi olmasına karşın milletvekilleri bile yargılanabilmiştir. Tek Parti içinde farklı görüşler seslendirilebilmiştir. Nitekim o Tek Parti'den 1946'da başka bir parti (DP) daha çıkmıştır. Atatürk, savaştan yeni çıkmış, geri kalmış, yoksul ve eğitimsiz bir ülkede gerçek ve sağlam demokrasinin çok partili sistemi kurup halkın önüne sandık koymakla mümkün olmayacağını görecek kadar gerçekçidir. 1925 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası denemelerinin başarısız olması bu düşüncesini keskinleştirmiştir. Bu nedenle ulusun bağımsızlığını ve egemenliğini sağladıktan hemen sonra ulusun sağlık, ekonomi, eğitim, kültür, bayındırlık sorunlarını çözmeye, kadın haklarına, akıl ve bilim eşliğinde çağdaşlaşmaya önem vermiştir. Bu nedenle eğer Türkiye 1946'da çok partili hayata, 1950'de demokrasiye geçebilmişse bunun en önemli nedeni Atatürk'ün önderliğindeki çağdaş Türk Devrimi'dir."

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 199)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 199)
Ömer Faruk Ünlü 
11 Tem 16:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

İki Kıymetli Vesika
Başbakan Erdoğan, tam 74 yıl önce, Darülfünun bünyesindeki Antropoloji Merkezi'nin çıkardığı ilk bilimsel yayından dolayı yetkilileri tebrik eden Atatürk'ü ve İnönü'yü tam 74 yıl sonra çok ağır bir biçimde eleştirmiştir. Bu da demektir ki, 74 yıl önce bu ülkenin cumhurbaşkanı ve başbakanı antropolojinin nasıl önemli bir bilim olduğunun farkındayken maalesef 74 yıl sonra aynı ülkenin başbakanı, antropolojinin bir bilim olduğunun bile farkında değildir! 74 yılda geldiğimiz nokta bu!

El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 678 - İnkılap Yayinevi)El- Cevap, Sinan Meydan (Sayfa 678 - İnkılap Yayinevi)