Eskiden yaşlılıktaki bir kalp krizi veya inme işimizi bitirirken bugün, sonunda hepsi bizi tekrar ölümün kapısına götürecek stentlerle, baypaslarla ve avuç dolusu ilaçla dolduruluyoruz. İlk bakışta bu durum gayet kıyak görünüyor. Yalnız bu son "ikramiye" yıllarımızda ömür uzatma sonucunda Alzheimer ve Parkinson türü hastalıkların gittikçe artan saldırılarına uğruyoruz. Mesanelerimiz çöküyor; uzuvlarımız titriyor ve enerjimiz bitkisel hayatın azıcık üstünde kalana dek azalıyor. Çürüyen beden ve beyinlerimizde hapis, tanıdığımız herkes ve her şeyden uzaklaşıyoruz. Yaşamak ölmenin yeni adına dönüşüyor.