Hoffmann eserinin bir yerinde, Romanyalı bir şairin yirminci yüzyilin sonlarında zamanı nasıl hissettiğine dair sözlerini aktarıyor: "Otuz yılı aşkın bir süre boyunca hayatımı zamanın değer taşımadığı komünizmin saydamsız dünyasında geçirdim. Elimizde kalan tek şey konuşmaktı.
Bazen büyük zevk aldığımız sohbetlerimiz, sabahlara kadar süren, dolu kül tablalı ve boş şişeli, sabahı baş ağrılı biteviye konuşmalardı. Zaman donardı bizim için. Hiçbir yere gitmek için acelemiz yoktu."
Yunan kökenli bir Amerikalı zengin tatile adaları ziyarete gelir. Bir akşamüzeri yürüyüş yaparken bir taşa oturmus, elinde uzosu, batan güneşi seyreden bir ihtiyarla karşılaşır. Amerikali, adamın arkasındaki tepede büyüyen zeytin ağaclarının bakımsızlığını fark eder. Ağaçlardan bir sürü zeytin yere dökülmüstür.
İhtiyara zeytinlerin kime ait olduklarını sorar.
"Bana," der ihtiyar.
"Ee, toplamıyor musun zeytinleri?" der Amerikalı.
"Canım çekince gidip alırım istediğim kadarını."
"İyi ama ağaçlara bakarsan zeytinleri tam olgunlaştığında toplayıp satabilirsin; farkında değil misin yoksa? Amerikada herkes saf zeytinyağına bayılır ve ciddi para öder."
"Parayı ne yapacağım ben?" der ihtiyar.
"Kocaman bir ev alırsın; bir sürü uşağın olur..."
"Sonra ne yapacağım?"
"Sonra canın ne isterse yaparsın işte!"
"Ha, uzo içip günbatımını seyretmek gibi mi mesela?"
Epikuros'un son derece önem verdiği sakin zevk ilkesini görmek mümkün değildir. Benim Epikuros'un en beğendiğim aforizmalarindan biri de bu konudadır: "Yeterlinin az geldiği insana hiçbir şey yetmez."