Bir kitabı benim için önemli kılan, ondan aldığım haz, öğrettikleri ve kazandırdığı bakış açısıdır. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ni okurken beklediğim etkiyi bulamadığımı söylemeliyim; ancak roman oldukça yalın bir dile sahip, bir dönemin siyasi dinamiklerinin insan ilişkilerine yansımasını ele alışı bakımından düşünmeye iten ve felsefi düşüncelere yer veren bir kitap. Kitabı okurken sıkıldığım tek bir yanı var, o da kitabın akıcılığının sürekli olarak Tomas’ın Tereza’ya duyduğu aşka rağmen başkalarıyla yaşadığı cinsel birlikteliklerini öylesine normalleştirmesi ve yazarın kitapta buna fazla yer vererek esas konudan bir anda uzaklaştırması ile akışın zaman zaman sekteye uğramasıydı.
Romanda sosyal ilişkilerin gerçekliğini açık bir şekilde anlatıyor Milan Kundera evet, ancak daha çok Tereza’nın hissettikleri üzerine odaklanmış, Tereza’nın hisleri sahici geliyor, etki uyandırıyor, karakterle birlikte yaşadıklarına üzüntü duyuyorsunuz adeta. Tomas karakteri üzerine etki uyandıran ise, Tereza’dan kopamamayışının betimlenme biçimi, mesleğine duyduğu aşk ve gazeteye yazdığı yazı sonrasında başına gelenler karşısında dik duruşu oldu benim için. Sabina ve Franz’ın hayata dair arayışları hakkında pek bir etkiden söz edemeyeceğim, zira romanda ana karakterlerin birbirini aldatması üzerine kurulu bir düzende yaşadıkları işlenmiş çoğunlukla.
Ancak benim için bu kitabı değerli kılan özellikle kitabın sonlarına doğru, Milan Kundera ‘nın insanoğlunun dünya üzerinde kendine biçtiği konumu çok güzel ve naif dokunuşlarla anlatışı oldu. Bunları alıntılamam gerekirse;
“Yaradılış Kitabı, Tanrı’nın insanlara hayvanlar üzerinde egemenlik verdiğini söylüyor ama bunu O’nun hayvanları insanlara emanet ettiği biçimde de yorumlayabiliriz pekala. İnsan gezegenin efendisi değil, sadece yöneticisiydi ve