Bu incelemede spoi içerebilecek yorumlar yer alabilir.
Irvin Yalom’un Nietzsche Ağladığında eserini okuduğumda romandan çok etkilenmiştim ve en sevdiğim romanlar arasında yerini almıştı. Salome’un Nietzsche’yi reddeden bir kadın olması dışında hikayeleştirilmiş bir biçimde, karakterini, duruşuna o romanda tanık olmuştum. Sonrasında Salome’a olan merakım artınca romanlarından biri olan Ruth ile tanıştım bir kitapçıda, tavsiye üzerine aldım.
Romanda özgür ruhlu, başkaldıran, gizemli bir karakter çizimiyle kendisine Salome’a benzetildiği söylenir Ruth için. Tüm heves ve beklentilerle okuduğum kitap bende maalesef beklediğim etkiyi bırakmadı. Kitabın en başlarında Ruth şımarık, gizemli davranışları ile başkalarının dikkatini çekmeye çalışan bir çocuk (ergen) gibi davranışlar sergilerken kitabın öyle bir noktasında bu sözde özgün ve özgür ruhlu kızın hikayesi acaba nereye varacak diye düşünmeden alamadım kendimi..
İkinci yarısından sonra kitapta Salome duyguları daha çok aşırılıklarda ve içe kapanıklıkta yaşatıyor. Sürekli duygusal olarak bir yükselme ve ardından gelen bir sessizlik var o yüzden bir yerden sonra anlamlandıramadım, karakterlerin duygu geçişleri ve psikolojik yansımalarının pek güçlü olduğunu düşünmüyorum. Erik ve Ruth arasındaki ilişkinin gelişimi mantıklı olmayan, süregelen bir dizi gibi.. Öğretmeni Erik, Ruth’a ders veriyor ve yol gösteriyor ama nedense bu kısımları pek iyi göremiyoruz, burada başlarda Klara-Bel’e çok kızsam da sonlara doğru tutarlı davranabilen tek karakter oydu diyebilirim, Erik ve Ruth’un öğretmen-öğrenci veya evlatlık ilişkisine olan sorgulamalarının ve davranışlarının bir mantığı olduğunu düşünerek. Romanda aslında pek iyi sonuçlanmayacak bu ilişkinin yansımaları yetişkin ve evli bir adam olan Erik’in Varvara ile münasebetinden