...Ivan Dimitriç sanki yeni uyanmış gibi kızaran gözlerini ovuşturarak
"Şimdi, at arabasıyla kırlarda gezmek güzel olurdu." dedi. "Sonra eve dönmek,
sıcak çalışma odasına gitmek ve... Baş ağrımı tedavi edecek düzgün bir
doktor bulmak... İnsan gibi yaşamayalı çok uzun zaman oldu. Burası iğrenç!
Katlanılamayacak kadar iğrenç!"
Önceki gün yaşadığı kaygı yüzünden yorgun ve huzursuzdu, isteksizce
konuşuyordu. Elleri titriyor ve şiddetli bir baş ağrısı çektiği yüzünden
anlaşılıyordu.
"Sıcak çalışma odası ve burası arasında bir fark yok." dedi Andrey Yefimiç.
"Huzur ve mutluluk dışarıdaki şeylerde değil, insanın içindedir."
"Ne demek istiyorsun?"
"Sıradan bir insan, iyi ve kötüyü dışarıda arar. At arabaları, çalışma
odaları gibi... Düşünen bir insan ise onları bulmak için kendi içine bakar."
"Gidip Yunanistan'da felsefe dersleri vermelisin. Orası ılık ve
sokakları nar kokusuyla dolu, söylediklerin bu iklime hiç uygun değil.
Diogenes ile ilgili kiminle konuşuyordum ben? Sen miydin o?"
"Evet, bendim. Dün bahsetmiştik."
"Diogenes'in bir çalışma odasına ve ılık bir ortama ihtiyacı yoktu, orası
bunlar olmadan da yeterince sıcak. Kayığının içine uzanıp bütün gün portakal
ve zeytin yiyebilir. Fakat, onu yaşamak için Rusya'ya getirirsen, bırak
aralığı, mayıs ayında bile kalacak bir yer için yalvarırdı.
Soğuktan iki büklüm olurdu."