Duygusal derinliği ve insanın içsel yolculuğunu anlatışıyla çok etkileyici. Şeker Portakalı gibi bir eserin dokusunu taşıması, kitabın sıcak ve insanın duygusal yanlarına dokunan yapısını hissedebilmesini sağlıyor. Çocukluk, masumiyet ve hayal kırıklıklarıyla şekillenen bir dünyada yaşamanın getirdiği duygusal ağırlık çok iyi işlenmiş.
Körlük’te insanların en temel içgüdülerine ne kadar kolay ulaşabileceğini ve aynı zamanda zor durumda kalmış olsa bile bazı karakterlerin hala insanlıklarını koruyabilmelerini görmek çok çarpıcı. Psikolojik olarak o tür bir izolasyon ve belirsizlik, insanları gerçekten başka bir boyuta taşıyabiliyor. Hayatta kalma mücadelesi içindeki insanların, yavaşça çözülüp farklı yönlerden şekillenen ilişkileri de bu karmaşayı daha da derinleştiriyor. Zor koşullarda bu kadar insanın birbirine nasıl bağlı ya da birbirinden ne kadar uzaklaşabileceğini görmek insana gerçekten çok şey düşündürüyor. Kitap bu dengeyi çok iyi yansıtmış.
Bu kitabın bana kendi içsel dünyamda çatışmasını yaşadığım keşkelerimle ilgili kattığı bir bakış açısı oldu. Hayatımızda yapmak istediklerimiz ve “keşkelerimiz” olsa da, o yolları seçmiş olsak bile, başka keşkeler doğuyor. O anı nasıl yaşadığımızın, hayatımıza anlam katma şeklimizin de çok değerli olduğunu gösteriyor. Bu bakış açısı bazen rahatlatıcı, bazen ise düşündürücü olabiliyor. Tam anlamıyla harika bir kitaptı.