Nietzsche, gerçek olarak nitelediği savlarında başta kendi ırkı olmak üzere insan erdemi diye bildiğimiz çok tanımı ağır eleştirmiştir. Tanrı tanımaz tavrı kitabın her bölümünde hakim. Kendini tanımlarken mütevazi olmamıştır. Tabulaşmak korkusunu iyi anlatmış. Abartılı olmakla birlikte samimi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer kendinizi yetiştirildiğiniz dinin içinde kapana kısılmış hissediyorsanız, bunun nasıl meydana geldiğini kendinize sormaya değerdir. Yanıt, genelde çocuklukta yaşanılmış bir çeşit beyin yıkanmasıdır. Eğer az da olsa dindarsanız, büyük bir ihtimalle dininiz ailenizin dinidir. Çocukluktan itibaren üzerinize giydirilen ve size uygun olmayan bu giysiyi, bu giysiyi size giydirenlerin en tepesinde oturan ve sizi sinsi sinsi izlediği söylenen Tanrı yalanını sorgulamaya hazır mısınız?
"Eğer Tanrının yokluğunda, "hırsızlık, tecavüz ve cinayet suçlarını işleyeceğinizi" onaylıyorsanız, ahlaksız bir insan olduğunuzu ifşa etmiş olursunuz "ve yanınızdan geçerken sizden oldukça uzak duracak kadar tedbirli oluruz". Diğer yandan, eğer ilahi gözetim altında değilken bile iyi bir insan olmayı sürdüreceğinizi itiraf ederseniz, Tanrının varlığının iyi bireyler olmamız için zorunlu olduğu şeklindeki iddianızı ölümcül biçimde baltalamış olursunuz.''
Fight Clup sonrası Palahniuk'un okuduğum ikinci kitabıydı ... Şişko , çirkin bir hizmetciyken, bir gecede ünlü bir ruhani lidere dönüşen , nesli tükenen creedish mezhebinin ''son müridi'' olmanın verdiği statü ile peygamberlik mertebesine adım adım ilerleyen Tender branson.... Onun gözünden , insanın topluma yabancılaşması , tv , moda ve popüler kültür çöplüğü arasında sıkışıp kalan insanın sayıklamalarına ortak olacağız...
''Kendimi, tanrının ajandasındaki görevlerden biri gibi hissediyorum. Karanlık çağlardan hemen sonra gelen rönesansı. her şeyin bir mevsimi vardır. Her trend, moda ve dönem için. dön dön dön."
Peki popüler kültür nedir ? Varolmak için neden sürekli beğeni ve tüketim ihtiyacı duyarız ?
Günümüzde instagram ,snapchat, periscope gibi uygulamalar tamamiyle narşizmimizi hedef alarak bizleri sanal bağımlılara dönüştürdü. İnstagram'da basit bir like almak , periscope'da canlı yayın yaparak kendini sergilemek , insanlar tarafından övgü dolu cümleler duymak . Tıpkı Nutella kavanozunu açtıktan sonra kocaman bir kaşık çikolata kremasını mideye indirirdikten aldığımız haz gibi ; beynimizde dopamin (ödül merkezi ) adlı hormonu harekete geçirerek '' evet başardın '' yess !! - şimdi bunu tekrar et ! telkinlerini duyuyoruz.
Gerek sosyal medya gerekse bu tür uygulamalar , doğrudan zihnimize '' farkedilmek istiyorsan farklı ol ve bir şeyler yap '' düşüncesini empoze ederek , yığınları ellerinde telefonlar sokakta , cafelerde , tatilde , her yerde yayın yapan robotik nesneler haline dönüştürdü... Bir kaza olduğunda ya da bir kavga olduğunda müdahale etmek ya da ayırmak yerine , ellerinde son model telefonlar ile bunun yayınını yapan birileri görüyorsanız - kutlarız , siz de artık bu aptal çağın merkezindesiniz demektir ...
Görülmeye , beğenilmeye ve en önemlisi