Raskolnikov baltayı tefeci kadının başına indirdiği sırada, neden düşünmeyi aniden keser hiç düşündünüz mü? Neden roman boyunca zihninin derinliklerini bile gördüğümüz bu karakter, ilk ve ikinci cinayeti işlediği sırada birdenbire düşünce kıtlığı yaşar? İçinde o anda bir öfke yoktur. Hayır, o deli de değildir; heyecanlı olsa da aklı gayet başındadır. "Eh buraya kadar geldik, bari işi sonuna kadar götürelim!" gibi bir düşünceye kapılacak kadar aptal da değildir. "Her şey; tüm acılar, iki kişinin aralarında konuşurken duyduğu fikir, ahiret inancı taşımaması, güç isteği, tüm bunlar bir anda zihnine doluştu ve bu da onu eyleme geçirdi." denebilir. Ama eğer öyle olmuşsa insan, hele Raskolnikov gibi biriyse, ya sara nöbetine tutulur, ya da bırakın eyleme geçmeyi, kendini o tefeci kadınla aynı seviyede hissederek öldürme düşüncesini aklından siler atar ve gözyaşları içinde derin bir iç sorgulamaya girişir. En azından kafasını kısa süreliğine dağıtacak bir şeyler bulduktan sonra. (Bu oyalanma işi sürerken ölmezse ne ala.) Bence Raskolnikov, Dostoyevski'nin "Acaba şu şu koşulları yaşasam tefeci kadını öldürür müydüm?" sorusunun cevabını, önce "Evet, öldürürdüm." şeklinde vermesinden ve öldürdükten sonra da cevabı şöyle değiştirmesinden; "Hayır, öldürmezdim. Çok pişman olurdum." dolayı var olan bir karakter. Zaten Raskolnikov'un cinayeti işlerken zihninin boşluğa düşmesinin en büyük nedeni, Dostoyevski'nin o an bu sorunla boğuşmaya devam etmesinden ötürü. "İnsanın belli koşullar altında çok kolay cinayet işleyebileceği ve bunun çok mantıklı olduğu" anlatılır denir Suç ve Ceza için. Ama bahsedilen insan, Raskolnikov'un karakterinde değildir. Daha önce dediğim gibi, ben öyle birinin cinayet işleyecek kadar büyük bir motivasyona kavuşacağına kat'iyetle inanmıyorum. Eylemsiz kalmayı