...Şimdi, keyif ehli bir Viyanalı düşün. Dostlarını -bu arada kendini de- eğlendirmek için, bütün o alt-benlik ve Oidipus masallarını uyduruyor; hiç bir zaman görmediği düşleri, hiç bir zaman karşılaşmadığı küçük Hans’ları uyduruyor... Sonra ne oluyor? Ciddi ciddi nörotik olmaya can atan milyonlarca insan çıkıyor ortaya. Binlerce de, onları sömürmeye hazır insan.
Ama ritim ne olursa olsun, şans ödüllendiriyordu bizi; çünkü insan isterse, her zaman, her yerde, her şeyle her şey arasında bağıntılar bulur; dünya ansızın, her şeyin her şeye yollama yaptığı, her şeyin her şeyi açıkladığı bir akrabalıklar ağına dönüşür...
Aradığım sen değil miydin yoksa? Belki de hep seni beklemek için buradayım. Seni tanımadığım için mi yitirdim her seferinde? Seni tanıdığım, ama korktuğum için mi yitirdim? Seni tanıyınca yitirmek zorunda kalacağımı bildiğim için mi yitirdim seni?