Merve

Merve
“The Egyptians believed the most significant thing you could do in your life was die.”
“Bu da dert mi?” düşünceleri vol. 4
Uzun zamandır yaptığım ama yaptığımın yeni farkında olduğum şeyi paylaşacağım ve bu konuda yalnız değilim. Çünkü olmamalıyım. Peki nedir bu? Bu konuda da marjinal olmadığım ve başka insanların benden önce bu terimi kullandığına emin olduğum “hobi mezarlığı” Yapamıyorum arkadaşlar. Önünü alamıyorum, devamını da getiremiyorum ama yine de sahip olmaya devam ediyorum. Sosyal platformlarda çıkan her yeni aktiviteye sahibim. Ama bu hobileri yapmak için gerekli özveriye sahip bir insan değilim. Yapboz yapamam mesela. Heveslenip aldım, paketi açtım, parçaları gördükten sonra hayır diyerek paketin içine geri koyarak mezarlığımın en arka köşesine kaldırdım. Çünkü yapamam. Hayatımın hiçbir bölümünde sanatsal bir kişilik olamadım. Profesyonel sulu boyama kitabı aldım. Anlamadım. Anlamaya da çabalamadım çünkü zorluklar karşısında kolay yolu seçen biriyim. Vazgeçmek gibi. Onu da gözümün önünden kaldırdım. Junk journal yapmayı severdim. Ama annelere yüklenmiş olan, arada heyheyleri gelip “At her şeyi çöpe at. At!” özelliği bana da 30 yaş güncellemesiyle gelmiş olacak ki; ayda bir ne var ne yok atıyorum. Takım çantamın içini temizlemişim geçen, neden olduğuna dair hiçbir fikrim yok ama eminim geçerli bir sebebim vardır? Kelime bulmacaları! “Evet ya, ablamla çok oynardık zamanında” dedim, özel yazar basım olanlarından bir tane aldım. Bilinçsiz tüketici kişiliğim o zamanki fiyata her ne kadar takılmamış olsa da, ay sonu yaklaştıkça bilincim de yerine geliyor sanırım ki gittikçe Ali Rıza Bey çaresizliğine bürünüyorum. Bunu da yapmadım tabiki. Resimdeki ünlüyü de hiçbir zaman bilemezdim zaten. Kaldı ki bunu bir de farklı bir dilde çözeyim. Olacak iş değil. Oyun konsolu aldım yine bir heves. Bana kim neden para harcama özgürlüğü vermiş hala anlayabilmiş değilim ya, her neyse. Oynarım
Duygu ve Düşünce
Reklam
“Bu da dert mi?” düşünceleri vol. 3
Okuma serüvenimin yer altı edebiyatı furyası döneminde, kitap altı çizme/alıntılama deneyimim olmuştu. Çok kısa bir dönemdi benim için ve geldiği gibi hızlı bir şekilde geri gitti. Ayda bir maaş çekme günü banka dönüşü annemin aldığı Muzaffer İzgü kitapları beni ben yapan en güzel anılardandır. Okulda aç kalıp harçlığımla kitap almam o kadar normal bir durumdu ki, aile bireylerim hala okul çıkışı “açım ne yemek var” diye böğürerek eve girmemin taklidini yapar. Benim için kitap almak bu kadar değerli bir şeyken üstünü çizme düşüncesi çok yanlış geldi tabi bir süre sonra. Alıntıları deftere yazma girişimim de oldu ama okul, kurs, iş ve sosyal hayat döngüsü içerisinde okumaya ortam yaratma imkanım olmuyordu o dönem. Zamanında M4’te kapıya dayanıp kitap okumaya çalışan, “ne yapıyo bu slk” dediğiniz kişilerden biri de ben olabilirim bu yüzden. Şimdi bakıyorum da her şeyde olduğu gibi bunda da çocuk aklımla o zamanın sükse yaratan kalıplarına uymaya çalışmışım sadece. Yoksa yani insanın değer verdiği şeye özenli davranması niye yanlış gelmiş ki bana. Ps. Siz yine de çizin, ben her türlü okurum. Neyse bu kadardı, teşekkürler.
Duygu ve Düşünce
“Bu da dert mi?” düşünceleri vol.2
Karışık bir şekilde saçmalayacağım yine çünkü bir saatlik bir boşluğum var ve yanımda oyalanacağım hiçbir şey yok. Düşüncelerimle de baş başa kalmaktan hoşlanmıyorum çünkü kendimden pek haz etmiyorum. Neyse, hayır bu şimdinin konusu değil. Konu neydi. Tamam evet hatırladım, insanlar. Çok kötüler. “Bunu biliyoruz” göz devirmelerini yapmayın lütfen. Ben içimde insanlığa olan bitmek bilmeyen inancımla bunu sürekli inkar eden bir saflığa sahibim. Ve hayır bunun altında yatan sebebi aramayacağız, kendi karakterimde olan pürüzleri çocukluğumda yaşadığım travmalara ve aileye de bağlamayacağız. İnsanların sizin gibi olmadığını, bambaşka bir karaktere, yaşam tarzına ve ahlaka sahip olduğunu ilk fark ettiğiniz anı ve o anki şaşkınlıkla karışık hayal kırıklığını, “ben böyle bir dünyada nasıl yaşayacağım” korkusunu hatırlayın. Şimdi ben unutkan biriyim. Yemek yemeyi su içmeyi unuttuğum günler oluyor ve bunu ancak bayılmama 5 dakika kalmışken hatırlıyorum. O derece bir unutkanlık. O yüzden ben bu “insanlar çok kötü” şaşkınlığını düzenli aralıklarla yaşıyorum. Önceden üzüntüyle gelen şaşkınlık, şimdi tamamen sinirle geliyor. Çünkü neden? Bunun birde “çoğu insan çok salak” versiyonu var ama o tolere edilebilir geliyor artık. Neden acaba? Yoksa bende?! Neyse bu kadardı, teşekkürler.
Duygu ve Düşünce
“Bu da dert mi?” düşünceleri vol.1
Okumayı gayette olması gereken bir yaşta, “Ali topu at” “Ayşe ip atla” fişleriyle öğrenmiş dümdüz bir birey olarak yaklaşık 24 senedir düzenli bir şekilde devam ettiriyorum. Ama ne gariptir ki neredeyse son 1 senedir aslında okumaktan keyif alamadığımı fark ediyorum. Eve sürekli bir kitap giriş çıkışı olmayan, orta gelirli bir ailede büyüyen biri olarak gazeteden toplanan kuponlarla alınan ansiklopedileri okuyarak okuma alışkanlığını kazanan birinin bunu demesi o kadar komik geliyor ki aslında. Her şeyi okuyan ve hiçbir kategoriye torpil geçmeyen basit biri olmama rağmen ne okursam okuyayım hiçbir kitabı beğenemiyorum. Çevreme bakınca da aslında o kadar çok okuyan, okuduklarını seven öven insanlar var ki. Vardır bir bildikleri diyip onların önerileriyle hareket ederek aldıklarımda dahi hep bir “bir şeyler eksik” hissiyle kitabın son sayfasına bakakalıyorum. “Çeviri kalitesi düşeli uzun zaman oldu” diye düşünüp orjinal dillerinde okumaya çalışsam dahi bu hissiyat değişmiyor. Diyorum belki ben bozulmuşumdur? Sürekli bir eksik ya da hata arayan, memnuniyetsiz gıcık bir insana dönüşmüşümdür. Otuz yaş güncellemesidir belki bu. Orta yaş krizine girmişimdir belki. Yoksa zaten yeteri kadar kısa sosyal medya içeriği tüketmekten sulanmış beynimi bir nebze olsun yerine getiren emektar hobimden bu kadar uzaklaşmış olmak korkutuyor. En kısa zamanda baba evine gidip vitrinin üstünden ansiklopedileri çalma zamanım gelmiş sanırım. Başka nasıl toparlarım bu kafayı bilmiyorum. Bu kadardı teşekkürler.
Duygu ve Düşünce