how our hands hurt us, then give us the world. How you can love the world until there’s nothing left to love but yourself. Then you can stop. Then you can walk away—back into the fog -walled minefield, where the vein in your neck adores you to zero. You can walk away. You can be nothing & still breathing. Believe me.
Yasemin'e göre dersler çok önemliydi. Çalışmak da çok önemliydi ve hele başarılı olmak en önemlisiydi. Önemli olmak ne kadar da önemliydi! Anlatıp dururdu; ileride çok önemli bir yönetici olacaktı, babası da önemli bir yöneticiydi. Öyle diyordu. Sahra bunu hiç anlayamamıştı. Bir keresinde Yasemin'e "Yönetici ne demek?" diye sorduğunda, "Çok önemli bir şey" diye cevap vermişti arkadaşı. O gün anladı. Bazılarının hayali sadece önemli olmaktı. Acaba neyin önemli olup, neyin önemli olmadığına kim karar veriyordu? Derslerde henüz bu konuya gelmediklerine hayıflandı.
"Asıl büyük problem ne biliyor musun?" dedi Estelwen, pencere kenarından ayrılıp Ireth'in yanına oturdu onu teselli etmeye çalışır gibi "Hayallerimiz için çabalamayı bıraktığımızda kendimizi iyilestirme şansını da kaybettik"
Dünyadaki en tehlikeli şey, özgürce hayaller kurabilmekti çünkü hayallerini gerçekleştirmek için gereken gücü içinde bulan her insan, amacına ulaşmak için elinden geleni yapabilirdi ve bu insanları tek bir kalıba sokmak isteyen ya da farklılıkları aynılaştirmaya çalışanların işine gelmezdi.