Ana karakterimiz “ben kimim, ne yapıyorum, neden hâlâ aynı kahveyi içiyorum” modunda… Yani çok relatable. Seul sokaklarında yürürken onunla birlikte hayattan kaçmaya, ama kaçarken kendini bulmaya başlıyorsun. Kitabevi desen zaten “ben burada yaşamak istiyorum” dedirten türden. Mis gibi kitap kokusu hayal ediyorsun, üstüne bir de felsefi cümleler tatlı tatlı yüzüne çarpıyor.
Yan karakterler de öyle güzel yazılmış ki, hepsi sanki kitap kurtları için özel olarak toplanmış bir terapi grubu. Her biri birer “sakinleştirici” gibi, hem komikler hem içtenler. Arada bir gözlerin doluyor, sonra biri bir laf ediyor gülümsetiyor. Yani hem duygusal dayak yiyorsun hem de seans sonunda “iyi ki geldim ya” diyorsun.
Sonuç olarak:
Bu kitap hızlı bir şeyler arayanlara göre değil ama yavaşlamaya, iç sesiyle baş başa kalmaya çalışanlar için birebir. Bonus olarak da, kitap biter bitmez Google’a “ben de kitabevi açsam mı?” yazdırıyor. Tatlı bir kitaptı yani çok hızlı bir okuma değildi ama severek okuduğumu söylemeliyim..