Her ne kadar Çehov, megalomani terimini çok iyi bildiğinden bu kısa öykü için "tıbbi bir öykü" tanımlaması yapmış olsa da gizemcilik tatları alınması da kaçınılmaz bir kitap olmuş. Delilik ve dâhilik arasında yürüdüğümüz ince çizgide dengemizi megalomanimizin belirleyeceği yorumunu başkahraman Kovrin'de güzel bir biçimde işlendiğini ve öykünün durağanlıktan uzak oldukça akıcı olduğunu düşünüyorum.
Kovrin’in hayal ürünü olan veya olmayan bir Keşiş görmektedir ve onunla sohbet halinde iken egosunun ve ruhunun kâfi huzura erişmesini okuduk, çevresindekilerin ona “deli” olarak bakmasına rağmen. Keşiş’in varlığını kabul etmek veya etmemek farklı sonuçlara yol açacağı kesindi. Keşişin varlığını kabul etmeyip gerçekten yardım alması gerektiği fikri ön plana çıktıktan sonra da, Kovrin’in yaşadığı iç savaşı ve çektiği acıları okuduk. Aslına bakarsak tedavi sonrası “sıradanlık hastalığına” tutulmuştu Kovrin. Bu kitap bazı konuları sorgulamamı sağladı açıkçası.
Eğer hayal etmek doğanın bir parçası ise bu hayali yaşamak ve yaşatmak niye delilik olsun ki? Bu da doğanın bir parçası değil midir zaten?
Sürüye katılmak mutsuzluğu getiriyorsa ruhumuza, gerçek delilik sürüye katılmak değil midir?
Peki ya aklı başındalık.. Toplumun direttiği aklı başındalık terimi gerçekten yaratıcılığı öldüren başlıca unsurlardan değil mi sizce de?
Deha dediğimiz insanlar da halüsinasyon görüyor ve sürünün dışındaydı diye varsayarsak. Onların etrafında onları sürüye çekecek insanlar olmadığı için şanslıymışlar diyebilir miyiz o zaman?
Kısacası, bu konuları sorgulamamı sağlayan Çehov yine sürpriz yapmamış ve mutsuz son ile kitabını noktalamış. Benim için verimli bir kitaptı. Öneriyorum hepinize.