K491

K491
İnandıklarımızı korudukça üstünlük bizde olacaktır. M. Kemal Atatürk Not; Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
1166 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Özerklikten Sadakate: Türk Akademisinin Çöküşü
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 20:02
Türkiye’de Üniversitenin Dönüşümü Üzerine Bir İnceleme; Özerklikten İdeolojik Kuşatmaya, Bilimden Sadakate Türkiye’de üniversite meselesi yalnızca eğitim politikalarıyla ilgili değildir; aynı zamanda siyasal iktidarın toplum tasavvuruyla, gençlik anlayışıyla ve geleceğe dair kurmak istediği düzenle doğrudan ilişkilidir. Verilen alıntılar, özellikle 2006 sonrası yükseköğretim sisteminde yaşanan dönüşümü yalnızca niceliksel bir genişleme olarak değil, üniversitenin ruhunu değiştiren ideolojik bir yeniden yapılanma olarak ele almaktadır. Kitapta üniversite; özgürlüğün, eleştirel düşüncenin ve bilimsel özerkliğin mekanı olmaktan çıkarılarak siyasal ve kültürel denetimin aracı haline getirilen bir kurum olarak resmedilir. İnceleme boyunca öne çıkan temel meseleler; üniversitenin özerkliğinin aşınması, liyakat sisteminin çöküşü, akademinin siyasallaşması, dinin kampüs yaşamındaki genişleyen etkisi, taşra üniversitelerinin yapısal sorunları, gençlik üzerindeki ideolojik mühendislik faaliyetleri ve bütün bunların Türkiye’nin bilimsel geleceği üzerindeki etkileridir. Üniversite Kavramı: Özgürlüğün ve Çoğulluğun Mekanı; Metnin başlangıcında üniversite, insanlığın yüzlerce yıllık bilgi birikimini taşıyan bir alan olarak tanımlanır. Bu yaklaşım, modern üniversite fikrinin klasik anlayışına dayanır: Üniversite yalnızca meslek edindiren bir kurum değil; bireyin düşünsel dönüşüm yaşadığı, farklı fikirlerle karşılaştığı, dogmaları sorguladığı bir özgürlük alanıdır. Burada özellikle şu vurgu önemlidir: “Tek hakikat yoktur.” “Tabular ve kutsallar yoktur.” “Sormak ve sorgulamak serbesttir.” Bu ifadeler **üniversiteyi, dogmatik düşünceye karşı konumlandırır. Üniversitenin temel işlevi, mutlak doğrular üretmek değil; bilgiye eleştirel yaklaşabilen bireyler
Taşra ÜniversiteleriTuğba Tekerek · İletişim Yayınları · 202388 okunma
Reklam
Hayalci Ülkülerden Millî Devlete: Atatürk’ün Siyasî Yaklaşımı
7/10
·273 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:08
Mustafa Kemal Paşa’nın Turancılık Karşısındaki Tutumu Üzerine Bir İnceleme XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde gelişmeye başlayan Türkçülük fikri, başlangıçta kültürel bir uyanış hareketi olarak ortaya çıkmış, zamanla siyasî ve ideolojik bir mahiyet kazanmıştır. Özellikle Balkan milletlerinin milliyetçilik hareketleri karşısında Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetlerinin yetersiz kalması, Türkçülüğün güç kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak bu fikir akımı, II. Abdülhamid döneminde ciddi bir baskıyla karşılaşmıştır. Abdülhamid’in Panislamist siyaseti doğrultusunda yalnızca gayrimüslim unsurların değil, Türk milliyetçiliğinin de denetim altına alınması hedeflenmiş; Türk dili, tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmalar sınırlandırılmıştır. Buna rağmen Türkçülük düşüncesi tamamen ortadan kalkmamış, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında yeniden yükselişe geçmiştir. Bu süreçte Türkçülük fikri içerisinde farklı yorumlar ortaya çıkmıştır. Ziya Gökalp Türkçülüğü kültürel bir milliyetçilik olarak ele alırken, Hüseyin Nihal Atsız gibi ikinci kuşak Türkçüler daha sert, daha siyasî ve daha geniş coğrafyayı hedefleyen bir Turancılık anlayışını savunmuştur. Turancılık, yalnızca Anadolu’daki Türkleri değil, bütün Türk topluluklarını tek bir siyasî veya kültürel birlik altında toplama idealine dayanıyordu. Özellikle Sovyet hakimiyeti altında yaşayan Türk topluluklarının varlığı, bu düşüncenin uluslararası boyut kazanmasına yol açmıştır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, Türkçü düşünceye yakın olmasına rağmen Turancılık konusunda son derece temkinli bir tavır benimsemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın yaklaşımı, ideolojik romantizmden ziyade devlet aklına ve jeopolitik gerçekliğe dayanmaktadır. O, Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar boyunca hayalci politikalar nedeniyle
Türkçü MuhalefetÖmer Arda Özbilek · Mavi Gök Yayınları · 20253 okunma
Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesinde Ekonomi, Milliyetçilik, Devlet
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 01:34
Mustafa Kemal Atatürk döneminin en belirgin özelliklerinden biri, milli bağımsızlığın yalnızca askeri zaferlerle değil; ekonomik, siyasi ve toplumsal dönüşümlerle tamamlanması gerektiği anlayışıdır. Afet İnan’ın belirttiğine göre Atatürk'ün, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devletin hangi temel düşünceler üzerine inşa edildiğini açık biçimde göstermektedir. Bu metinlerde öne çıkan üç temel unsur vardır: milli egemenlik, ekonomik bağımsızlık ve devletçilik anlayışı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan işgaller, yalnızca toprak kaybı değil; aynı zamanda milli onurun zedelenmesi anlamına geliyordu. İstanbul’daki yabancı askerlerin varlığı, devletin artık bağımsız hareket edemediğinin sembolü hâline gelmişti. Bu ortamda bazı çevrelerin İngiliz himayesini ya da Amerikan mandasını çözüm olarak görmesi, dönemin umutsuzluğunu ortaya koymaktadır. Ancak Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu düşünce, tam bağımsızlıktan taviz vermeyen farklı bir çizgiyi temsil ediyordu. Onun “kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurmak” hedefi, yalnızca siyasi bir karar değil; aynı zamanda Türk milletinin geleceğini kendi iradesiyle belirleme kararlılığıydı. 22 Mayıs 1919 tarihli raporda yer alan “Millet birlik olup hakimiyet esasını ve Türk duygusunu hedef tutmuştur” ifadesi, Milli Mücadele’nin ideolojik temelini göstermektedir. Burada milli egemenlik kavramı ile Türk milliyetçiliği düşüncesi birlikte ele alınmıştır. Bu anlayışa göre devletin meşruiyet kaynağı saray ya da yabancı güçler değil, doğrudan doğruya milletin kendisidir. Böylece Cumhuriyet’in temelini oluşturan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi daha Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinde şekillenmiştir. Cumhuriyet kadroları için bağımsızlık yalnızca siyasi bir mesele değildi. Ekonomik bakımdan dışa
İzmir İktisat KongresiAfet İnan · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 201847 okunma
Kemalist Eğitim Anlayışının Temel İlkeleri
10/10
·98 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 18:38
Eğitim Politikası Üzerine Konuşmalar, Atatürk’ün eğitim anlayışını doğrudan kendi konuşmaları üzerinden ortaya koyan önemli bir derlemedir. Eserde, eğitim yalnızca bir öğretim faaliyeti olarak değil; milletin bağımsızlığını, çağdaşlaşmasını ve kültürel kalkınmasını sağlayacak temel unsur olarak ele alınmaktadır. Özellikle Maarif Kongresi konuşmaları, öğretmenlere hitapları ve TBMM açış konuşmaları, Atatürk’ün eğitime verdiği stratejik önemi açık biçimde göstermektedir. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Atatürk’ün eğitimi bilim ve akıl temeline dayandırmasıdır. Ona göre eğitim; dogmalardan uzak, milli karaktere uygun ve çağın ihtiyaçlarına cevap verebilen bir yapıda olmalıdır. Bu anlayış doğrultusunda Atatürk, düşünce özgürlüğünü esas almış ve yeni nesillerin “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler olarak yetişmesini hedeflemiştir. Bu yaklaşım, Kemalizmin katı ve baskıcı bir ideolojiye dönüşmesini engelleyen temel unsurlardan biri olarak değerlendirilmiştir. Eserde ayrıca öğretmenlere yüklenen sorumluluk da geniş biçimde işlenmektedir. Atatürk, Cumhuriyet’in geleceğini öğretmenlerin yetiştireceği bilinçli nesillere bağlamakta; öğretmeni yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda toplumu dönüştüren bir rehber olarak görmektedir. Bu yönüyle kitap, Cumhuriyet’in eğitim felsefesini anlamak isteyenler için hem tarihî hem de düşünsel açıdan değerli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Eğitim Politikası Üzerine KonuşmalarMustafa Kemal Atatürk · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları · 198433 okunma
İnsan Hakları mı, Devlet Çıkarı mı? Düzenin Görünmeyen Yüzü
Puan vermedi·230 syf.··
2026 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 23:37
Kitap, Milletler Cemiyeti’nin işçi haklarını koruma yönündeki çabaları ve bu çabaların daha sonra Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi kurumlar aracılığıyla kurumsallaşması anlatılırken, insan haklarının “insancıl” bir idealle sınırlı olmadığı gösterilir. Aksine, devletlerin bu hakları çoğu zaman kendi siyasal istikrarlarını korumak amacıyla benimsedikleri ifade edilir. Özellikle işçi haklarının tanınmasının, işçi sınıfının komünizme yönelmesini engelleme ve devrim riskini azaltma stratejisi olarak görülmesi, kitabın realist yaklaşımını yansıtır. Clapham’ın çalışması, insan haklarının evrensel ve doğal olduğu yönündeki yaygın kabulü sorgular. Bireylerin haklarının korunmasının çoğu zaman devletler arası gerilimleri azaltma ve uluslararası düzeni koruma amacına hizmet ettiğini ortaya koyar. Bu bağlamda kitap, insan haklarını idealist bir söylemden çıkarıp, güç dengeleri ve siyasal çıkarlar çerçevesinde değerlendiren bir analiz sunar. Sonuç olarak İnsan Hakları, okuyucuya insan haklarının gelişimini romantize etmeden, tarihsel gerçeklikler ve politik motivasyonlar ışığında ele alan eleştirel bir bakış kazandırır. Bu yönüyle eser, insan hakları kavramını daha derinlikli ve sorgulayıcı bir şekilde anlamak isteyenler için önemli bir başvuru niteliğindedir.
İnsan HaklarıAndrew Clapham · Dost Kitabevi · 201020 okunma
Reklam