K491

K491
İnandıklarımızı korudukça üstünlük bizde olacaktır. M. Kemal Atatürk Not; Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
1166 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Medine Sözleşmesi ile başlatılan sistemin, belli bir dönem için geçerli olduğu, daha sonra uygulana­ madığıdır. Medine'nin farklı inanç grupları arasında yer alan 'müşrikler', yani puta tapanlara sözleşme ile birlikte tanınan özgürlük, daha sonra ortadan kaldırılmıştır. Medine'den gelen Tevbe suresi, bu konudaki anlaşma hükmünün iptalini açıkça anlatmaktadır. 'Al­lah ve Resulünden, antlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır' diye başlayan sure, dört ay içinde Allahın bir olduğunu kabul etmedikleri takdirde öldürüleceklerini bildirmektedir. Tevbe suresinin 2. ayetin­de bu süre açıkça belirtilmiştir. 'Dört ay yeryüzünde dolaşın, bilin ki siz, Allahı aciz bı rakamazsınız ve Allah, kafirleri rezil edecektir.' Müşriklerin tevbe etmeleri ve İslama dönmeleri halinde öldürülme­lerine gerek yoktur. Ancak İslamı kabul etmeyenlerin öldürülmeleri Kur'an'da emredilmektedir. 'Haram aylar çıkınca Allaha ortak ko­şanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekat verirlerse yollarını serbest bırakın.' (Tevbe Suresi/5.)
Prof. Dr. Nur Serter, Dinde Siyasal İslam Tekeli, 1997, s. 97-101.·Kitabı okuyor
K491
https://1000kitap.com/gonderi/305762178
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Siyasal İslamcıların refaransı Medine Sözleşmesi
Medi­ne Sözleşmesi imzalandığında, söz konusu uygulama 'Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize' ayetinden güç alırken, daha sonra 'Tek Din İslamdır' ayetinin gelmesi ile gayrı Müslümlerin bu hukuki özgürlük­leri kullanmadaki statüleri değişmiş, itaate ve Müslümanların haki­miyetini kabule dayalı, eşit olmayan bir yönetim başlamıştır.
K491
https://1000kitap.com/gonderi/305762681
Amerikalı terör uzmanı Prof. Yonah Alexander
"Demokrasilerde insanların kendilerini ifade yollarını açı­yorsunuz, özgür medya, özgür basın, azınlıklara seçme se­çilme hakkı tanıyorsunuz, inanılmaz fırsatlar yaratıyorsunuz. Fakat demokrasilerde çizgiyi nerede çekeceğiz önemlidir. Bir demokraside yaşanılacak tehlike şudur; eğer birta­kım grupların belli kesimleri etkilemek amacıyla gazete­lerde, TV'lerde, radyolarda propaganda yapacak şekilde ileri gitmelerine ortam hazırlarsanız bunun sonuçlarına da katlanırsınız."
K491
https://1000kitap.com/gonderi/305470029
Amerika'lı terör uzmanı Prof. Yonah Alexander
-PKK üzerine uzman bir kişisiniz, konuyla ilgili bir de araştırma raporunuz var. PKK'yı nasıl değerlendiriyorsunuz? Öncelikle PKK'nın bir terör örgütü olduğu kabul edilmeli. Bir terörist normal savaş kuralları içinde hareket etmez. Ya da insanlığın gerektirdiği kurallar içinde hareket etmez. Ka­dınları ve çocukları öldürmek nasıl açıklanabilir ki? Üstelik sadece şiddet kullanmakla kalmayıp propaganda faaliyetleri­ni de çok iyi kullanan sofistike, en iyi organize olmuş, en iyi altyapıya sahip örgütlerden biri. Dolayısıyla verdiğimiz savaş sadece terörist saldırıları önlemeye yönelik bir savaş olma­malı, aynı zamanda bir eğitim ve propaganda savaşı da ol­malı. -PKK sorunu nasıl ortadan kalkar? Kürtlere birtakım haklar vermekle bu sorun ortadan kalkacak mı? Bugün Kürtler ayrı bir devlet kurmak istiyor. Fakat lrak'taki, İran'daki, Suriye'deki Kürtlere ne diyeceksiniz peki? Eğer biz her grup için bir 'self-determinasyon' hakkı verirsek, dünyayı bir kaos ortamına, vahşi bir ormana çeviririz. Türki­ye'nin doğusunda bir Kürt Devletinin kurulduğunu düşünelim. Politik yaşayabilirliğini bir yana bırakın, ne tür bir ekonomik yaşayabilirliği olabilir bu devletin? Üstelik ben PKK'nın Tür­kiye'deki Kürt insanını temsil ettiğine inanmıyorum. Tür­kiye'yi zayıflatmak için, politik bir futbol oynanıyor aslın­da. PKK'ya yönelik yaşanan tek olumlu gelişme sanırım AB'nin Türkiye'yi gümrük birliğine alması. Bu PKK sorununu insan hakları sorunundan ayrı görmeye çalıştıklarını gösterir. Bazı kimseler iki sorunu birleştirmek istiyorlar. Bu insan hak­ları konusu değildir. Bu gerçekten Makyavelist bir politika so­runudur, bir istismar ve riyakarlık sorunudur. -Askeri çözüm sizce doğru bir seçenek mi? Çözüm tek değildir. Değişik çözüm yolları var. Öncelik­le, açık ve kararlı
Prof. Yonah Alexander, 21.01.1996, Yeni Yüzyıl gazetesi.·Kitabı okuyor
K491
https://1000kitap.com/gonderi/305469540
T. Bacınoğlu: Türkiye'de Al­man Vakıflarının Marifetleri!
Almanya kökenli vakıflar, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni dıştan ve içeriden kuşatmaya alma çabasın­da. Ankara ve istanbul'da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Bi­rinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm'in iflas ettiğini ve soru­ nun geçici bir hükümet sorunu değil, 'yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalı­şan Türk devleti' olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- 'Toplumun de­ğişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çö­züm üretmeye alıştırmak' ve buna paralel olarak 'Kürtçü gruplar' ile Almanya arasında köprü kurmak. B- 'Toplumun değişik katmanları ile siyasal İslamcıları biraraya getir­mek' ve buna paralel olarak 'İslamcılar' ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- 'Alevilerin aşırı İslama karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak.' İkinci maddedeki etkinlikler, 'Türkiye'de yerel yönetim­lere işlerlik kazandırmak' amacıyla, Almanya'da adı var, kendi yok 'federal sistem'i Türkiye'ye tanıtmayı hedefler. FDP'nin Friedrich Naumann Vakfı 'federalizmi tanıtma' ça­balarını genelde Batı Anadolu'da yürütürken, Yeşiller'in Hein­rich Böll Vakfı 'federal yönetimin nimetleri'ni Doğu Anado­lu konusunda gündeme getirmektedir. Vakıfların tek merkezden yönetildiğine, birbirleriyle ol­dukça karışık ilişkiler içinde oldukları üzerine bir örnek vere­lim. Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye şefi, Alman ordusu kökenli Dr. Wulf Schönbohm, vakfın aylık dergisinin Ağus­tos 1997 sayısında, sekiz yıllık eğitim reformuna 'Türk ordu­sunun İslam düşmanlığı' derken Türkiye Cumhuriyeti'ni de, **'kuruluşundan günümüze İslamın inanç esaslarını
K491
"Sorun, Atatürk'ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uydu­ruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yok­tur. Olmadığını, Türkiye'de yaşanan Kürt-Türk, Müslü­man/laik, Alevi/devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez ..." Böyle diyordu 15 Eylül 1988 günlü Katolik kilisesine bağlı Lingen Akademisi'nin 'İslam'ın Avurupa için önemi' konferansında.