"Birinin göğsüne başını yasladığında,
bunun bir bedeli olur. Birinin varlığına başka bir yerde delirmeden yalnız başına uyuyamayacak kadar ihtiyaç duyarsan, bunun bir bedeli olur. Birinin yanında öyle gülersen..." Bir saniyeliğine gözlerini kapatmış, sanki bir anıyı anımsamış ve ardından yeniden aralamıştı. Tam burunlarımız çarpışacakken durduğunda nefesimi tuttum. "Birine bu kadar yaklaştığında, bunun bir bedeli olur. Birine bu kadar yaklaştığında ise..." Gözleri aşağı kaydığında neredeyse gözkapaklarım kapanacak kadar ağırlaşmıştı, başını hafifçe eğerek dudaklarını dudaklarıma hizaladı ama hiçbir şey yapmadı. Yalnızca birkaç santimetre aralık bırakmıştı. Sıcak nefesini dudaklarımın üzerinde hissediyordum ve bu çarpıntımı tetiklivordu.
"Arkadaş gibi değil mi?" Diye sordum meraklı bir tavırla.
“Ben mesela, Tosbik'le tanışalı daha ne kadar oldu ama onu da, vavrularını da onlardan uzakta olduğum her an düşünüyor ve özlüyorum. Sense haftalar, aylarca ziyarete gitmiyorsun Kayradağ'daki dağ evini... Özlemiyor musun Karayel'i?"
"Karayel'i özlemek... Evi özlemek gibi. Ev hissini. Sen mesela, evi özledim dediğinde burayı, anneni kastetmiştin. Ben seni evine getirdim ama sen dönmek istiyorsun çünkü aslında sana hissettirdikleriyle başa çıkamıyorsun. Ben de memleketimin, Karayel'in, o dağın bana hissettirdikleriyle başa çıkamıyorum. Bana annemi hatırlatıyor çünkü. Karayel'i özlemek... Annemi özlemek gibi Karaca. Ve ben annemi özleyemem."