Bütün kitap boyunca imgelemimizin en tepesinde , sensörlü bir lamba gibi sürekli , düşündükçe aydınlatan, adının bile önemini kaybettiği bir adam için sorulan şu soru ; Bu adamın suçu gerçekten ne? ya da neydi böylesine ölüme götüren?
Evet kitabın ismi" Bir İdam Mahkumunun Son Günü " çünkü dönemde ve dönemimizde reayanın hayatı o kadar değersiz ki bir isimle anma gereksinimi bile duyulmuyor. Tıpkı bugün haberlerde duyduğumuz milyonların ismini de bilmediğimiz hatta önemsemediğimiz gibi... O da biri... Bunu günümüz için şahit olduğum için rahatlıkla söyleyebilirken o zaman için nasıl böyle fikir üretebiliyorum . O da yazarın önsözü sayesinde . İdam cezalarının yüksek zümreler için değiştirilebildiğine dair açıklamalarından ve haklı yakınmalarından...
Olay örgüsü O Biri'nin yargılanıp, idam cezasına çarptırılması, avukatın cezayı mahkeme önünde ömür boyu kürek mahkumluğuna çevirebilme çabası, suçlunun idam gününü beklediği zindan ve idam cezasının uygulanacağı yere götürülme aşamalarından geçiyor. Bu süreç içinde de kitap epey ruhsal bir incelemeyle harmanlanıyor. Romanda İdam Mahkumundan başka bir Rahip, askerler , mahkumun kızı , cellat ve ağzı sulanarak infazı izleyen enfes kalabalık...
Mahkumun ışıksız ve umutsuzlukla örülü dört duvarı arasındaki kendiyle , dünyalık yaşamıyla ve aslında dünyada hiç yeri olmaması gerekenlerle verdiği son iç hesaplaşma çok yalın ve samimi anlatılmış. Zindanın duvarlarındaki yazılanların ve oradan daha nicelerinin ölüme gidişini hatırlatanlatan anıları eşiliğinde iç çekişler .Okuyucu olarak kendini o ortamda ya idama mahkum edilmiş kişiyle konuşan biri ya da bizzat kendini onun yerine koyarak defalarca zindanda oturan ve zamanı gelince giyotine yatırılacak kişi olarak düşünmekten geri alamıyorsun. Ölüm korkusunu hayal