Buradan hiçbir beklentim yok, her şey beni tiksindiriyor. Üzerine bastığım her taştan, kaldığım odadan, karşılaştığım insanlardan nefret ediyor, soğuğun nemini taşıyan kirli havayı büyük bir eziyetle içime çekiyorum. Her şey ruhumu eziyor ve ben çürüdüğümü hissediyorum. Bir bataklıkta gibi yavaş yavaş batıyorum. Belki de çok gencim, üstelik güçsüz olduğumdan da neredeyse eminim. Yumruklarım sıkı, iradem güçlü değil, her biri işinde gücünde bu insanların arasında bir çocuk gibiyim.
Sürekli yeni damlalar ekleniyor, hep birlikte aşağı süzülüyordu, dört bir yandan, sanki dışarıda koca bir dünya tüm hüznünü milyonlarca gözyaşıyla döküyordu.
Yaşlı insanlara ait olduğu belli olan eşyalara yabancıydı. Kimler bu yatakta uyumuş, bu koltuklarda oturmuş, şimdi soluk, çocuksu suretinin korkulu ve neredeyse ağlamaklı göründüğü bu aynaya kimler bakmıştı acaba? Odadaki hiçbir şey geçmişi ve yaşanmışlık hissini düşündürmüyordu, her şey yabancıydı işte ve bu düşünce karşısında kanının buz kestiğini hissetti.