Geçen gün, büyük bir kitabevinden bir kitap aldım. Hani vitrinde sergilenen, yoğun reklam kampanyası yapılanlardan… Büyük bir merakla okuyup, bugün bitirdim. Nihayetinde kitabı kapatırken, “ee?” dedim kendi kendime. Boş hissettim. Sonra fark ettim ki o kitap bana bir şey vermek için yazılmamıştı. O, yalnızca para kazanma amacını taşıyordu ve görevini layıkıyla yerine getirdi. Ve bu his bana artık yabancı gelmiyor. Çünkü giderek daha sık yaşıyorum.
Kitap yazmak bir noktada prestij göstergesine dönüştü. “Benim kitabım var” demek; kişiyi bir konuda uzman yapıyor, sahneye taşıyor. Bunu bilen herkes de kalemi eline aldı.
İçerik değil, imaj. Derinlik değil, lansman.
Beni en çok üzen şu: Gerçekten bir şey anlatmak için, bir kırılmayı paylaşmak için, yıllarca taşıdığı bir ağırlığı dışarı çıkarmak için yazan insanlar da var. Onların önünde saygıyla eğiliyorum. Ama onların sesi bu gürültüde kayboluyor. Çünkü algoritma kapağa ve, kampanyaya bakıyor. İçeriğe değil.
Belki de iyi kitabı tanımanın tek yolu hâlâ aynı: Bitirince seni biraz farklı biri yapıyor mu?
Peki sen? Son okuduğun hangi kitap seni değiştirdi? 👇