"olsun, onu öldüreceğim."
" ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?"
"evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle buck jones'un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum.
Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek.
Derken bir gün ölüp gidecek."
Artık hepimiz biliyoruz ki en çok vakit geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız. Fakat bu beş kişi günümüz koşullarında en çok izlediğimiz kişiler de olabiliyor.
Çocukların benlik kazanma yolculuğundayken ortalamalarına kimleri dahil ettiklerinin takibi yapmak anne babaların en büyük ödevlerinden.
Peki, siz ortalamanıza kimleri dahil ediyorsunuz?
Çok uzun zamandır hayattan o kadar az zevk alıyordu ki ; her yeni günün, her işin gerektirdiği hareketleri yaparken bile içi hep midesini bulandıran bir dibe batma hissiyle kaplıydı.
Mutlak mutluluk diye bir şey var mı? Sonu gelmeyen başarı ? Mükemmel bir evlilik? Kaygıyı geçiren hızlı bir çözüm? Olduğuna inanmak istiyoruz - tıpkı Gılgamış'ın sonsuza dek yaşayabileceğine inanmak istedi gibi. Sonra yeniliyoruz, boyumuzun ölçüsünü alıyoruz . Her zaman bir şeylerin ters gideceğini ,bir şeylerin kırılıcağını kabul etmeyi öğreniyoruz ve şayet kendimize karşı nazik olmazsak bu eksiklik hissinin hiç değişmeyeceğini anlıyoruz.