Akılla desteklemeyen sevgilerin hüsrana uğraması kaçınılmazdır.
Kitap annenin kendini her yönüyle analiz etmesini destekleyen ve bu analiz sırasında neleri başlık haline alabiliri adım adım gösterir nitelikte. Bu ve bunun gibi çalışmalar haliyle hep anne üzerinde yoğunlaşsa da her zaman dile getiriyorum getirmekten de vazgeçemeyeceğim ; çocuk eğitimi yalnızca anneye ait bir görev değildir. Annenin psiklojisi iyi değilse bu ruh hali tüm aileye yansır binbir çeşit problemi de beraberinde getirir. Sağlıklı ailenin temeli sağlıklı bir anneden ve babadan sağlıklı ilişkilerden kaynağını alır. Destek görmeyen anne tek başına önünde sonunda tükenişe sürüklenir.
Kitapta özellikle Annenin benlik kavramı üzerinde yoğunlaştığı bir bölüm vardı. (18.) Zannediyorum yeni anne olup da bunu yaşamayan yoktur. Öyle zorlayıcı öyle yoğun bir his.. Ne kadar canımm diye bağrınıza basıp şefkat merhamet duyumsasanız da, bir yerde tıkanıyor 'benim kendime ait bir hayatım kalmadı galiba ' diye serzeniş ediyorsunuz. Yetmiyor bu serzenişten vicdan azabı duyuyorsunuz!
Kendine zaman ayırınca bencil,uyuyunca vurdumduymaz, ev işi yapmayınca pasaklı, çalışınca zalim, çalışmayınca tükenmiş ama her türlü kötü hissediyorsunuz.!
Bebek doğmadan önce okuduğum, dinlediğim, gördüğüm o annelik güzellemeleri arasında gezerken "Ben bu güzellemelerin neresindeyim diyorum?!" Şimdi. Bazen kendime bile hayrım kalmadığını düşünürken bir gülüşü ile beni güçlendirip ayağa kaldıran sevgili oğlumdan daha bir ayda bu kitapta öğrendiğimden daha çok şey öğrendiğim kesin. Biraz yüzeysel kalmış anlatım. Ayrıca annelik üzerinden bir anda çocuk eğitimi üzerine ani bir geçiş var. Burada kopukluk gözlemledim. Yine de evet annelik bir sanat. Fakat kuralına ve kitabına göre çocuk yetiştirmek dünyanın en zor işiymiş. Kaldı
Annelik SanatıAdem Güneş · Timaş Yayınları · 20161,265 okunma
Nermin Yıldırım'ın okumuş olduğum ilk kitabı. Her ne kadar sevgili eşim GökHan farklı bir kitabı ile başlamamı tavsiye ettiyse de, elimin buna varması boşuna değilmiş. Kurgusu beni içine çekti. Bir yayınevinin genel yayın yönetmeni Rıdvan'a elli küsur yıl önce karşılıklı yazılmış esrarengiz mektuplar gelmeye başlıyor hikayede . Kâh ofis masasına, kâh paltasonun cebine,kâh kapısının önüne bırakılan birbirinin devamı bu mektuplar bir döneme tanıklık ediyor. Aynı anda üç kurguyu birden ilerleten yazar bir yanda Rıdvan ile mektupların gizemini çözmeye çalışıyor, Suat ile 1930'lu yılların Türkiye tarihini anlatıyor ve Behiye ile aynı dönemin Avrupa tarihine götürüyor insanı. Yazar bunu tarihsel bir ağırlık ile değil de duyguların baskın anlatımı ile yansıtmayı ise fevkalade başarıyor. Romandaki psikolojik betimlemelere zaten diyecek söz yok. Çok çok iyi irdelenmiş.
Peki nedir saklı bahçe? Saklı bahçelerinde ne izler taşıyoruz kendimizin!? Ne kadarı bizim yazgımız ne kadarı kader örgümüzün? Kimdir Behiye? Kimdir Suat? Kim kime nerede ne kadar karışmış, ne kadar çarpışmıştır?
İnsan zihni ne kadar zalim olabilir? Yahut kendi zihnimizin karşısında ne kadar şoke olabiliriz. Bir gün zihnimizin ihaneti ile yüzleştiğimizde nasıl bir daha kendimiz kalabiliriz? Tahammül edebilir miyiz yaşama? İnsanın duygu ve hislerinden ziyade en hassas yeri mi beyni? Oluşacak en küçük bir hasar tüm hayata mâl olabilir mi?
Çocukluk.. Ah çocukluk.. Geleceğin bedeli çocukluk. Suat'ın çocukluğundan bu yana tek bir hadise ile aklının oyunlarında deha bir şekilde kaybolup gitmesi, kurşun gibi sözleri,çekişmeleri, kızgınlıkları, iç dökmeleri.
"Bir zamanlar çocuk olduğumuzu unuttuğumuz gibi, çocukluğun neye benzediğini de hatırlamıyoruz değil mi Behiye? Çocukken ne çok şeyi düşünüp
Kim şu en iyi anne dediğimiz kişi?
Kendimi yine bir ebeveyn grubu kitap incelemesinin ortasında bulduğum gerçeğine göz kırptıktan sonra söze başlayayım. İnceleme demek hadsizlik olur, ne alandan biriyim ne de yılların tecrübelisi. Çok iyi bir okur olmasam da devamlı okur olma niteliğini kazanmaya çalışan yolun başında bir anne olarak görüşlerimi hislerimi kazanımlarımı belirtip paylaşmaya çalışıyorum diyelim daha yerinde olur sanırım. Malum hamilelik süreci 40 hafta gibi uzun bir süreyi kapsayınca hele ki de ilk gebeliğiniz ise ister istemez bebek & annelik & ebeveyn- çocuk ilişkileri bakımı vesaire üzerinde yoğunlaşıyorsunuz. (Yani umarım yoğunlaşıyorsunuzdur!) Haliyle okuduğum kitaplar da bu kategoride biraz artış gösterdi. İnceleme kim ben kim derken birden içimi döküp paylaşma ihtiyacına bürünür oldum. Çünkü her ne kadar tecrübe ederek sağlamlaştırılabilir bir konum da olsa bu alanda derya deniz öğrenilecek hazırlık yapılacak başlık var. İnsan okudukça kimi bilgiyi, tavsiyeleri benimsese de kimi karşısında eyvah! nasıl başaracağız kaygısına kapılıyor. Bazen gördüklerimiz duyduklarımız hissettiklerimiz daha bebeğimiz karnımızdayken bile kendimizi yetersiz hissetmemize neden oluyor. Tam da bu noktada birinin gerçekten elini sırtınıza koyup 'Korkma!' demesine ihtiyaç duyabiliyorsunuz. İşte bu kitap da size bu eli vadediyor. Başarıyor mu? Yerinde kararında diyebilirim.
Daha değil bebek beklerken evli bile değilken sosyal medya hesabı üzerinden takip ettiğim bir isimdi Saniye Bencik Kangal. İçimden hep bir gün çocuğum olursa iyiden iyiye takibi sıklaştırıp tavsiyelerine kulak vereceğim diyordum. Öyle de oldu. Yalnızca ekran önünde değil perde arkasında da samimiyetinden zerrece şüphe duymadığım bir anne bir uzman kendisi bana kalırsa.
Kitaba gelirsek, korkma
Hamilelik serüvenim boyunca okuduğum ebeveynlik kitapları, dinlediğim söyleşiler, katıldığım onlıne programlar ve daha niceleri içerisinde şunu dile getirmek isterim ki : kendi kültür yapımızı bilen ve bunu çok iyi bir biçimde dile getiren akıcı, amacından sapmadan doğrudan doğruya mesajı ileten en iyi araç oldu bu yolda bana rahmetli Doğan Cüceloğlu. Bizim toplumumuzun dertlerini ve anne baba tiplerini daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Bu nedenle de aslında bu yönde donanım kazanırken alanında güvenilir Türk yazar kalemlerine daha yoğunlaşmak gerektiğine inanıyorum.
Kitap 5 bölümden oluşuyor ve her bölümde çocuğumuzu geliştirirken kendimize dair farkındalık oluşturarak sağlıklı nesillerin gelişmesi içindeki yerimizi daha iyi anlıyoruz. Ebeveynlik öğretmeye çalışıp akıl verme gibi emir kipiyle yazılmış çoğu kişisel gelişim kitaplarından bir tık önde bu yönüyle bana kalırsa. Tecrübe ve bilgi paylaşımı yapılmış ve hatta kısa bazı hikayelerle zenginleştirilmiş. Çocuk yetiştirmek adına ve kitapta da belirtiği gibi yalnızca çocuk değil bir yurttaş da yetiştirdiğimiz için dikkate değer çok mühim tavsiyeler var içerikte. Anne baba olurken törpülenmemiz gereken ne varsa tek tek açık ediyor bize adeta. Ayrıca dördüncü bölümde çocuk yetiştirirken anne baba olarak, eşler olarak ilişkimizin sağlığını sorgulamaya da itiyor bizi. Önceliğin sağlıklı kendilik, sağlıklı birliktelik ve ancak sonrasında evlatlarımıza sağlıkla eşlik edebileceğimizin ışık tutabileceğimizin mesajını veriyor biz yetişkinlere.
Gelişmeyi önemseyen her bireyin okuduğunda kendisinde bir şeyler bulacağına düşünüyorum. Salt anne babaları kapsayan bir niteliği olmadığını söylebilirim. Zaten bahsettiğim gibi akademik bir dilden ziyade sohbet havasına bürünmüş buluyorsunuz kendinizi ve kitabı bitirdiğinizde
‘’Hayatınızdaki memnuniyetsizliklerin ve kısıtlamaların anne yaralarıyla ne şekilde ilişkili olduğunu bilmek verdiğiniz mücadelenin belirli bazı durumların doğal sonucu olduğunu anlamanıza yardımcı olur.'' ( S.204 )
Kim bilir kaç nesil kendisinden önceki neslin hatalarının cezasını çekti? Kim bilir kaç çocuk anneannesinin yaptıklarının ya da yapmadıklarının bedelini ödedi? İyiden iyiye bunu düşündürdü okuma yolculuğum sırasınca..
Kitapta da sıkça geçen "yetersiz annelik" tabiri ile derin düşüncelere dalıyoruz. Ebeveynlik açısından ağırlıklı olarak anne üzerine yoğunlaşmış bir içerik mevcut olsa da bir baba ya da erkek okuyucunun da kendi çocukluğu ve annesinin kendi üzerindeki izleri konusunda etkilerini açıkça görebilmesi açısından oldukça fayda sağlayacağını düşünüyorum. Aslında ilk etapta kullanılan dil 'suçlayıcı' görünse de, ilerledikçe anne ve taşıdığı sorumluluğun nelere yol açtığını fark edip az bile söylenmiş diyorsunuz! Doğrudan nasıl iyi anne olunur kural bir vesaire gibi bir anlatım örgüsü yok. Daha çok ebeveynin ya da okuyucunun o ana dek aldığı, benimsediği dahası belki de çoktan rol model edinilmiş anneliğinin farkındalığını kazandırma amacı söz konusu. Anneler ve ruh durumları , bu durumların kaynakları ve yeni doğan sürecinden yetişkinliğe uzanan yolda kişiye kazanım ve kaybettirdikleri anlatılıyor. Annelik kavramından kendi aldığımız yaraları ( hiç fark etmemiş olduklarımızı bile ) iyileştirmeye ,onlara şefkatli bir yaklaşım sunmaya hazırlayan tespitler, öneriler ,çalışmalar mevcut. Böyle bakınca aslında neyin doğru neyin yanlış yapıldığına dair fikir de verdiği için bir nevi anneliğe olan önem ve bilincimizi kuvvetlendirip nasıl iyi anne olunur’u da bir yerde göz önüne serebiliyor.
Anneliği doğum için yeterli gören bir toplumda yetiştik ne yazık