Nihayet bitti. Ben de bittim ama. O kadar yorgunum ki, o kadar yoruldum ki. Tüm benliğini ve şuurunu vererek yapılan bir okuma. Tam yedi günlük. Yedi günün tüm saatini. Elbette TANPINAR zamanın dışındadır. Onunla geçirilen her vakit, bilinen zamanın ve mekanın dışına çıkmayı gerektirir. Bilincin, ruhun derinliklerinde uçsuz, bucaksız bir yolculuk gibi. Zannederim ki zamandan ve kendinden feragat edilmeden de TANPINAR’ın Huzur’una iştirak edilemez. Bu yolculuktan sonra da tam bir ruh boşalması…
Huzur’un dili bir tılsım, bir büyü gibidir. Ondaki her kelime çok yıllanmış bir şarap içer gibi, önce vücuda temas etmeli, sonra tadına bakılmalı ve manasının derinliği düşünülmelidir. Her kelimesinin tadı başkadır. Önce bir cümlesinin tüm kelimeleri tek tek tadılmalı ve nihayet büyük bir tatmin duygusundan sonra cümle tekrar bütünüyle okunmalı ve tek tek çok başka tatları olan kelimelerin bütün içinde kendilerinden koparak nasıl bambaşka bir büyü oluşturdukları hissedilmelidir. O tat alınmazsa bir daha alınmazsa bir daha denenmelidir. Ta ki bu cümlelerde metindeki bütünlüğün tadını versin, insan ruhundaki ait oldukları noktaya temas etsin. O ruhani açlığı gidersin.
Mühim olan bu tını bu tattır. Yoksa mevzuu uzun ve içinden çıkılmaz cümleler kurmak değildir. Birçok yazar uzun cümleler kurabilir, okuru ziyadesiyle zorlayabilir. Okurdan bir çaba beklemek elbette bir yazarın hakkıdır. Ama yazarın da bu çabaya karşılık bir mana mükafatı vermesi gerekir. Yoksa okuru beyhude yere yormanın, içi boş kelime ve cümlelerle metni doldurmanın bir anlamı yoktur.
Tanpınar’ın cümleleri müzikseldir, resimseldir ama bunun ötesinde TANPINAR’ın dışsal gerçekliği algılayışı, hakikate yüklediği manada onu bu tablosal cümlelere mecbur kılmıştır. TANPINAR’ın dünyasında parçalar tek başlarına birer
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!