Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş/Spoiler
"Ertesi gün hiç kimse ölmedi." cümlesiyle başlayan kitapta yazar bizleri kendi yarattığı distopik evrene/dünyaya davet ediyor.
"Ölüm"ü bu hayatın/dünyanın/insanın akışı içinde değerlendirmeyenlere şu soru yöneltiyor yazarımız: "Sonsuz yaşam olsaydı ne olurdu?" Kendimizi kurguya bıraktığımız anlarda, iç dünyamızda bu soruları yanıtlıyoruz aslında. Benim cevabım sonsuz yaşam istemiyorum.
Ölümün yüzü soğuktur, derler ve ölüm hep olumsuz çağrışımlara yol açan bir kelimedir. Üzüntü, acı, özlem, endişe... duygularını barındırır. Zor duyguları...
Ölüm bilgisine sahip olsak da ölümü anlamlandırmakta zorlanırız. Jose SARAMAGO bu kitabıyla bizleri bu anlamlandırmaya zorluyor/düşündürtüyor.
"Zamanın başlangıcından beri insanoğlunun sahip olduğu en büyük düş olan, dünyada geçirilecek sonsuz bir yaşam mutluluğunun, soluduğumuz hava ya da her gün doğan güneş gibi artık herkesin ulaşabileceği bir imkân hâline getirdiğini ilan ettiler."
Ölüm olmadığında günlük yaşamda, devlet işlerinde vs. neler olacağını yazar betimlemelerle gözler önüne serer. Cenaze levazımatçıları, mutlu son evleri, sigorta şirketleri...
İlerleyen sayfalarda ise ölüm geri gelir ama bu geliş biraz renkli olur. Eflatun mektuplarla ve bir kadın bedeninde. Ölümün, kadın bedenine bürünmesi ise ironiktir.
Kitabın sonunda ise yazar hepimizi şaşkına çevirerek belki de en büyük devrimi burada yapar "ölüm"ü aşkla buluşturur. Gidişi ve gelişi kaos yaratır ölümün. Hristiyanlık ve kilise karşıtlığıyla bilinen ve bu yüzden ülkesinden uzak bir hayat yaşayan Saramago ölüm olmayınca kilisenin ne kadar etkisiz kalacağını, ölüm ile Tanrı'nın insanların bilincinde madalyonun iki yüzü olduğunu eleştirel bir şekilde anlatır romanda.
Kitabın üslubuna gelecek olursak dil bilgisi sınırlarını