Öncelikle, Sakarya’da edebiyat okumakla öykücü olunmaz. Böyle katı fikirlerim var. Samimi bir dil yakalamak isterken laubali, şımarık bir dil kullanmışsın. Neyseler falanlar abiler abiler filanlar. Seni, ait olduğun muhafazakar tayfa ya da kentsel dönüşüme uğramış mahallen de benimsemez. Biraz daha yaşlan bakalım. Konular hiç fena değil, umarım birileri okur. Aha
Muhafazakar/dindar romancı hiç çekilmiyor. Neredeyse bir oksimoron bu. No offense. Kısa olmasa yarıda bırakabilirdim. Sandinge Kasabası, kasabayı bile anlatmadı.
Makalelerin çoğu kendini tekrar edip duruyor. Akademik yazmak için edebi dili unutmuşlar. Okurken çok sıkıldım, neden akademiyi sevmediğimi bir kez daha hatırladım. Yazarların nasıl yazdıkları konusunda hemen hemen hiçbir bilgi yok. Kimi, neden okudukları da oldukça kısıtlı. Kitabın başlığından kaynaklı beklentilerim çok fazlaydı, verim alamadım. Yine de Tanpınar, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu ve Oğuz Atay için yazılanlar fena değildi.
Oslo 31 August’u hatırlattı. Üzücü güzel bir roman. Bütün boktan aileler de birbirine benziyor. Bu kopukluk bana hiç yabancı değil. Kardeşlerin yetişkin hayatlarını biraz daha yansıtsaydı keşke.
Hayatta KalanlarAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20252,110 okunma
“Nedir ki insan,” dedi Athos, “toprağı yoksa? Aynadan ve gelgitten başka bir şey değil.” Kendi öz yurdumda toprağım yok!
Uykuya dalmak için sırtımı kaşıtırdım.
“Seni anımsayacak olan toprağa gömülmeye çalış.” Benim öyle bir toprağım yok.
Ada, Durrel’in Korfu’sunu hatırlattı. Geçmişte zulme uğrayanlar, başkalarının uğradığı zulümlere karşı daha tepkili olur zannederiz. Lakin ki büyük çoğunluk için bu geçerli değildir. Çoğunluk her zaman aptal ve kötüdür. Aksi düşünülemez, teklif dahi edilemez.
Bir sürü basım hatası vardı. Özellikle -ın>m yanlışları.
Hem yorucu hem iddiasız bir roman. Şiirsel dil kullanıcam diye topu taça atıp durmuş. Oyun sürekli durmuş.