B.T

B.T
Öğretmen
21 Mart 1999
79 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Mütarekedeki milliyetçilik ve Kuvay-ı Milliye düşmanlarını bu üç tip arasından şahıslandırabilirsiniz. Fakat en iyi niyetlisi de vatansever Osmanlı' dan ve Türk'ten bir noktada farklıydı: Vatansever Osmanlı ve Türk, cesaretli ve azimli ise, bu toprakları bu millete mal etmek için her türlü fedakarlığa girer. İnanmıyorsa ve zayıfsa bile, kahramanlar bir fırsat hazırladığı zaman, ona karşı durmaz. Bilakis, başarı kazanmasına hiç olmazsa dua eder. Tevfik Paşa ve ona benzer Osmanlılar böyle yaptılar. Böyle yapmamaları için hiçbir sebep olmayanları da ittihatçı kini yanlış yola sürüklemiştir. Politikada kin, çok defa aklı yenmiştir.
Reklam
İkinci bir tip vardır: Abdullah Cevdet, İkinci Meşrutiyet'ten önceki gizli edebiyat kahramanlarından biriydi. Çevirme kitaplarını Beyazıt'taki acem sahaflardan bin bir korku ile alıp yataklarımızda okurduk. Meşrutiyette de "İçtihat" dergisi en ileri fikirlere açık görünürdü. Latin yazısına başlangıç olmak üzere ilk defa Latin rakamlarını dergisinde, kitaplarında kullanan odur. Jön Türkler Avrupa' da, onun ne güvenilmez bir ahlakı olduğunu sezmişler ve kendisini aralarına sokmamışlardı. Abdullah Cevdet, eline fırsat düşer gibi olunca, bir hürriyetçiden beklenen şeyin tam aksini yapmıştır. Abdullah Cevdet'in Türk milletinden hiçbir hayır ummadığını sonradan öğrenmiştik. ... Nitekim mütareke olunca Abdullah Cevdet'in İngilizlere sığınarak onların adeta emri ile sıhhiye müdürlüğünü aldığını duymuştuk. Kürtlük davası peşine düşenlerden biri de oydu.
Florya'yı açanlar da göçmenlerdir. Osmanlı devrinde ne Türkler, ne de Hıristiyanlar açık denizde yıkanma, hele güneşlenme meraklısı değildiler. Sosyal hayata hiç alışılmadık bir serbestlik geldi. Son aile hatıralarını mezata ve rehine veren Osmanlı kibarlığı artıklarıyla, Rus saray ve konaklarının yurtsuz göçmenleri arasındaki bu trajik kaynaşmaya hüzünle bakardık. Rusya'yı kan götürmektedir. Anadolu' da ise, haydut çeteleri, anarşi ve parçalanma korkusu içinde, sekiz buçuk asırlık Türklük kaderini karartmakta idi.
Eski Erzurum Valisi rahmetli Tahsin Bey anlatmıştı. Harpten önce Beyoğlu Mutasarrıfı iken kendisine haber verirler. Rusya Büyükelçisi Büyükdere rıhtımı üzerine dikilen telefon direklerinden sefarethane karşısına düşenlerin hemen kaldırılmasını ister. Yoksa kavasları ile söktürüp denize attıracağını söyler. Yüreğinin yumuşaklığına getirip izin almak imkanı olup olmadığını bir denemek için Mutasarrıf Büyükdere Rus Elçilik binasında sefir hazretlerini görmeye gitmiş. Kapıdan girdiği vakit, sefir merdivenlerden inmekte imiş: - Kimdir bu adam, diye sorar. - Beyoğlu Mutasarrıfı imiş, sizden bir ricada bulunmaya gelmiş, derler. - Beyoğlu Mutasarrıfının benimle ne münasebeti var? Bir diyecekleri varsa Sadrazamları gelip konuşur, öyle söyleyiniz, der ve Tahsin Bey'i geri çevirir. Mütareke günlerinde Tahsin Bey evinde kızına Fransızca dersi vermek için Rus muhacirleri arasından ucuzca bir hoca aradığı vakit kimi bulsa beğenirsiniz? Kendini kapı eşiğinden kovan büyük elçiyi. Kibarlık edip vakayı hatırlatmaz bile!
Ertesi gün halkın yılgınlığı içinden bir ses çıkıyor. Bu ses Kadıköy kadınlarınındır. Kimdi bu hanımlar bilmiyorum. Gazetelerin koymaya cesaret ettikleri telgraf şuydu: "Çanakkale müdafaasını yapan şehitlerin muazzez ruhları önünde Türk kadınlığına ve medeniyet alemine hitap ediyoruz. Limanımıza girdiğini gördüğümüz ahenin kalelerin karaya çıkardıkları yarım milyon askeri denize döken milletimizi mağlup adletmiyoruz. Peçelerimizi yırtan, sonra da cihan hürriyeti namına harp ettiklerini ilan edenlere teessüf ediyoruz. Milli hukukumuzu ve ismetimizi muhafaza edecek hükümet ve erkek yoksa biz varız." Böyle seslerle ara sıra yanmış yüreğimizin serinliğini duyardık. Bu sesler Anadolu ihtilalinin ilk müjdeleriydi.
Reklam