B.T

B.T
Öğretmen
21 Mart 1999
79 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
İnsanların yarı maymun olduğu dönemde sürünün egemeni olan erkek/baba tüm dişileri kendine ayırır. Oğulları babanın egemenliğine isyan ederek onu bir yamyam ziyafetinde yerler. Daha sonra vicdan azabına düşen oğullar baba ile özdeşleştirdikleri totemlerini tabu ilan ettiler. Böylece baba tanrı haline getirilmiş oldu. Burada oğulların babalarına karşı duydukları nefret annelerine/sürünün dişilerine karşı duydukları seksi istek sonucudur. (Oedipus kompleksi). Çağdaş insandaki nevroz da oğulun annesine karşı cinsel istek duyup babayı öldürme arzusunun (Oedipus kompleksi; kız olduğunda Electra kompleksi) bastırılması sonucu oluştuğuna göre çağdaş ve iptidai insan arasındaki benzerlik açıktır.
Reklam
Dinlerin kökenini veya mahiyetini açıklamaya yönelik psikolojik yaklaşımlardan en klasiği ve en önemli olanları Freud ve Jung tarafından ortaya konmuştur. Her iki yazarın da dine yaklaşımındaki temel metod psikanaliz ağırlıklıdır. Psikolojik yaklaşımın gerçek anlamdaki kurucusu şüphesiz Freud'dur. Tıp bölümünü bitirdi. Viyana'da doktor J. Breuer ile birlikte rüyalar üzerine çalıştı. Sonraki önemli çalışma arkadaşları C.G. Jung ve A. Adler oldu. Abartılmış yorumları ve cinsellik temasını yaygınca kullanışı dolayısıyla her çevreden ağır eleştiriler aldıysa da M. Eliade ve Paul Tillich (1886-1965) gibi iki muhafazakar Freud'u ciddi bir şekilde savundular. Eliade, Totem ve Tabu (1915) adlı kitabı ile Freud'un Avrupa entellektüellerine yön verdiğini ileri sürdü. Daha da beklenmedik savunma Tillich'den geldi. Tillich, Freud'un katılaşmış ve maddeye yönelmiş Avrupa'ya bilinçdışı gibi manevi bir alanın cazibesini armağan ettiğini söyleyerek onun yerinin anlaşılamadığını iddia etti.
Levi-Strauss, her şeyden önce, din çalışmalarında niçin sorusunun değil nasıl sorusunun sorulması gerektiğini ileri sürer. Bundan dolayı, onun temel araştırma ve ilgi konusu olan iptidai din sisteminin analizi nasıl sorusu ile yerine getirilebilir. ... Ona göre totemizm tüm iptidailerin içerisinden geçtikleri evrensel bir din sistemi değildir.Totemizm tabiat kaynaklı ve kültürel kaynaklı iki zıt olgunun ilişkiye geçerek sosyal bir kurum yaratma hadisesidir. ... Öyleyse totemizm zıt insani tecrübeleri biraraya getiren, anlamlı şekilde birleştiren, bölen, parçalayan fakat anlamlı bir halde ortaya koyan birey ve toplum üstü kurumun adıdır. Totemin kendi başına bir anlamı yoktur; yalnızca girdiği ilişkilerle anlam kazanır.
Lévi-Strauss dini fenomenlerin zihinde varolan birtakım a priori kalıplara uygun olarak şekillendiğini düşünür. Ona göre zihindeki temel a priori kalıp ise zıtlıkları yakalayan kalıptır. Bu düşüncesiyle Levi-Strauss Jung'la paralellik gösterir. İnsan zihin dünyasındaki a priori kalıplara uygun olarak çevresindeki tüm nesneleri zıtlık katmanı içerisinde algılamıştır. Bu algılayış biçimi iptidai insanın düşünce sistemini yansıtır.
20. yüzyılda dinlerin mahiyeti ile ilgili olarak teoriler ortaya koyan en önemli okullardan biri şüphesiz yapısalcılıktır.Ortak bir teori çatısına sahip olmayan yapısalcılık Levi-Strauss'dan, J. Lacan, L.Althusser ve R. Barthes'a kadar uzanan geniş bir çevreyi içine alır. Bununla birlikte yapısalcılığın temelini F. de Saussure'ün (1857-1913) dil üzerine yaptığı çalışmalara kadar götürmek mümkündür. Saussure'ûn, Lévi-Strauss'a, dolayısıyla dinler tarihinin yapısalcı yorumuna katkısı onun dil içerisinde bulduğu iki ayrı katman aracılığıyla gerçekleşmiştir. Levi-Strauss toplumsal düşüncenin õtesi olan mitos içinde bu şekilde iki ayrı katman bulunduğunu düşünmüştür. Böylece mitos hem topluluğun kodunu hem de bireyin kendi kodunu yansıtan bir veri durumundadır.
Reklam