Kilisenin bilime karşı tavrının tarihi az çok bilinmektedir. Fakat 19. yüzyıl pozitivizminin Kitab-ı Mukaddes'in eleştirilmesine önayak olan disiplinleri karşısında Kilisenin tavrı, geleneksel tavırdakilerden daha farklı oldu.Kilisenin başına kadar pozitivizme gömülüş sürecinin başlangıcı Kitab-ı Mukaddes tetkiklerinin ciddileşmesi ile paraleldir.Septik tavır, her şeyden önce Tevrat'taki yaratılış hikayesinin jeolojik bulgularla çeliştiğini ileri sürdü.
Driver, bu tip verilerden haraketle Tevrat'ın vahiy olmadığı şeklinde bir görüşü açıkça beyan etmediyse bile, yazdıklarından onun böyle bir fikre sahip olduğunu anlamak zor değildir. Şüphesiz Driver bu konudaki tek isim olmadı.
Kilise Tekvin ve Jeolojik dönemler arasındaki çelişkileri veya Babilonya efsaneleri ile Tekvin'de anlatılan kıssalar arasında olduğu varsayılan ilişkilerin yarattığı problemleri çözmek için "vision-theory" olarak adlandırılabilecek bir teori ortaya koymaya çalıştı.
Buna göre, Tanrı, yaratılış olayını Tekvin'de peygamberler aracılığıyla insanlara anlatırken yaratılış safhasının bir anlamda özetini yapmış ve gerçek süreçleri kısaltmıştı. Hatta Tanrı yaratılış işlemini Peygamberlere iletirken olmadık şeyleri de ekleyerek bir anlamda peygamberlere hayali vahiyler de indirmişti. Bu görüş hem teologları hem de fen bilimcileri birleştirmeyi amaçlıyordu.