Eliff

Eliff
@Kalben1920
Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında; Yekpare, geniş bir anın Parçalanmaz akışında.
Puan vermedi·210 syf.·
2026 26. kitabı
Bu kitabı bitirince, adının tam olarak “Yaşamak” olmasının hakkını verdiğini düşündüm. Kitap kahramanımız Fugui için hayatından gidenler, kayıplar olmasına, yaşamın tüm zorluğuna rağmen bir mecburiyetti yaşamak. Başa gelen zor durum karşısında aile sevgisi (anne) ve desteği (baba) daha ilk sayfalarda beni etkileyen bir durumdu. Kitabın anlatıldığı dönem dilimi olaylar açısından o kadar yoğun ki (savaş, iç savaş, yokluk, zulüm, komünizm) bir de karakterin hayatına birçok olay eklenince eser zaten bu anlatımı sunmakla zenginleşmiş oluyor. Yazarın popülerleşmek için harici bir şeye ihtiyaç duymadığını, o yoğun yaşam örgüsü ile kitabın etkili ve unutulmaz olmasına yettiğini görüyoruz: Aslında yaşananların anlatımı hızlı geçişlere sahip, hatta art arda gelişen hadiseler bazen aceleyle aralara serpiştirilmişti. Kitapta peş peşe o kadar çok yıkım var ki bir noktadan sonra okur olarak“artık ne hissedeceğimizi” şaşırıyor, buna rağmen Fugui’nin sakin ve düz anlatıma şahit oluyoruz. Özellikle yaşlılık dönemindeki anlatısında, duygularını cümlelerle değil, kabullenmişlik ve dayanma haliyle, yaşama devam etme mecburiyeti ile veriyor. İlk başta karakterin davranış bozukluklarına duyduğumuz kin Bu hissizlik ile karakterle aramıza mesafe koymaya devam ediyor, bu yüzden biraz daha edebi derinlik ve duygusallık katılsaydı, belki daha uzun ve etkili bir eser olabilirdi, dediğim gibi bu hali ile de popüleriteyi topladı. Aslında oldukça dokunaklı bir kitap; fakat yer yer o duygunun içinde biraz daha kalınabilir, karakterlerin hisleri daha içten görülebilirdi. Spoiler duyulsa bile rahatlıkla okunabilecek bir kitap çünkü olayları bilmek ya da duymak süreçte iken okurun o an hissettikleri ve düşünceleriyle önce anlam kazanıp sonra bütünleşiyor. Bunu henüz 70.sayfada iken kitap kulubü
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·379 syf.·
2026 19. kitabı
Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar, hep kitaplarını okumak istediğim bir yazardı ve okuduğum ilk kitabı Huzur oldu. İlk 70–80 sayfada, dilini çözene kadar oldukça zorlandım. Zaman sıçramaları başlarda çok fazlaydı ve konuyu anlamaya çalışmakla iş içinden çıkılmaz bir durum alırken uyku hali geldiğinden uzun sayfalar devam edemedim. Sonrasında karakterleri tanıyıp işleyişe biraz daha hakim hissedince o derinliğe dahil olmaya başladım. Tasvirler, insan hissiliği, haleti ruhiyenin aktarımı, doğayı keşif hali, onu yansıtması ve olay akışı ile dikkat çekici dereceye ulaştı. Bir çırpıda değilde behemahal sindire sindire okumak istememin sebebi ilk defa denediğim bir tatlının tadının ağzımda yayılmasını beklemek, içindeki o muhteşem karışımın neye ait olduğunu anlamaya çalışmak gibi bir huzurla, şiir okuyor hissi veren bir rahatlama sunan hazzını yaşamak istememdi. Huzur, ana karakterimiz Mümtazın onu hayatında arayışı, tıpkı yaşamımızda zaman zaman durup ne eksik hayatımda ne fazla, ne lazım bana, doğru mu gittiğim yol, başka seçeneklere şans versem nsaıl olurdu acaba diye kendimizi tartarak bizimde aradığımz şey aslında . Bu sebeple okudukça gelenn hissin adı da huzur. Çünkü kendimizi, toplumumuzun isteklerinin dile getirilişinin ifade edilişi bize anlaşılmış hissettiriyor… Aynı zamanda muhayyilemizde adım adım İstanbul sokaklarında dolaşıyoruz okurken; her bahsedilen semtin kendine özgü hikayesi, kokusu, sesi, ruhu katman katman geçiyor. Kitapta edilen sohbetlerde geçmişe özlem, münakaşalarda seviye, günümüzde pekte mümkün olmayan anlamlı anlar. Ayrıca yazarın bu sohbetlere Türkiye’nin doğu ve batıdan beslenerek Anadolu’yu oluşturması, fakat bunu yaparken iki uçtan birine tamamen kapılmadan bir köprü kurması gerektiğini savunan bir yapısı, ve bu görüşleri, kitabın yazıldığı
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202421,4bin okunma
8/10
·544 syf.·
2026 11. kitabı
Jane Eyre… Çocukluğunu yengesinin evinde, sevgisizliğin göbeğinde geçirmiş; ardından yetimhaneye gönderilmiş, kimsesizliği damarlarına kadar hissettirilmiş. Yetimhanede kurduğu dostlukta abla-kardeş ilişkisi, sevginin derinliğini hatırlatmış. Ama hayata sadece orada devam etme fikrinden başka hayalleri var; denemek ve farklılık yaşamak istiyor. O yıllarda Virginia Woolf’un bu kitap için söylediklerini düşünürsek, (“Bir kadının tek başına bir yerlere gitmesi olanaksızdı. Hiçbir zaman bir geziye çıkamazdı; hiçbir zaman otobüsle Londra’yı gezemez ya da bir lokantada tek başına yemek yiyemezdi.” Ve ister istemez şöyle bir hayal kurar: “Kişi bir an için Charlotte Brontë yılda üç yüz pounda sahip olsaydı, o yoğun yaşanılan yerler, kentler ve hareketli dünyayla ilgili daha çok şey bilseydi; daha çok değişik kişiyle tanışıp kendi cinsinden olanlarla daha çok ilişkiye girebilseydi ve sahip olduğundan daha çok deneyimli olsaydı ne olurdu diye düşünmekten kendini alamıyor.” ) Jane’in dik bir duruşla attığı o adımın özgürlüğe atılan ilk güçlü adım olduğunu söyleyebiliriz. İlan vererek, iş bulması ve oraya varması… Ve tabii, hayatı boyunca mücadele etmeye çalıştığı yorgun, bağ ve bağlılığa aç ruhu, ortada minicik bir sevgi kırıntısı bile yokken, efendisi Rochester’a ilgi duyuyor. Saygı ile karışık, aralarında hiçbir zaman gerçek bir şeyler olmayacağını bildiği bir ilgi… Ve Rochester… Tutarsız. Umutvari sözleri ve hareketleri ile Jane’in kalbini titretirken birden yok oluyor. Sonra karşısına, başka biriyle evlenme ihtimali ile çıkıyor. Jane allak bullak oluyor. Rochester tekrar deniyor, yaklaşıyor ama imkânsızın eşiğinde bu aşk… Yine tutarsız bazen aşırı mesafe, bazen fazla yakın ve içten. Ve sonunda salt bi şekilde ilan ediyor aşkını, Jane’e teklif ediyor. Jane sevildiğine,
Jane EyreCharlotte Brontë · Doğan Kitap · 202142,3bin okunma
8/10
·176 syf.·
2025 13. kitabı
Asker ile Denizci, gecesi gündüzü birbirine karışmış bir annenin, “denizci” diye seslendiği oğluna şairane notlarla iç dünyasını aktardığı, mektup formunda ilerleyen bir anlatı. Kitap, bir annenin hem hayal dünyasının hassas derinliklerini hem de zaman zaman içine düştüğü melankolik dalgalanmaları yoğun bir duygusallıkla yansıtıyor. Kendimizden birçok şey bulduğumuz doğru… Her anne aynı yoldan geçiyor… Yol sarsıcı; destek yoksa, enkaz altında kalmış gibi yaşam savaşı vererek, bir canlıya tutunmaya zorlanarak geçiyor günler… Bir sebep arıyoruz toparlanmak için çünkü doğru gelmiyor bu ruh haliyle devam etmek… Bazen çalışma hayatına dönmek, bazen kendimize küçük sosyalleştiğimiz zamanlar ayırabilmek… Ama her şekilde desteksiz çok zor bir süreç… Yalnız kalmak zorunda kalan, evladını tek başına büyüten annelere saygım sonsuz… Anlatı boyunca annenin eşiyle kurduğu ilişki, okuru kendi hayatına dönüp bakmaya zorluyor; kimi zaman şükretme hissi uyandırırken, kimi zaman da benzer şeyleri yaşamış olmakla sorgulatan bir tarafı var. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda içsel bir yüzleşme alanı açıyor. Hatta bu kitabı okumak isteyen bir arkadaşıma (eşiyle arası limoniyken) “İkilemdeyim: okuma, gidip eşini boşarsın; ya da oku, şükredip aranı düzeltirsin” demiştim. Anne olmadan okuyan okurlarda eş seçiminin ne kadar önemli olduğunu anlarlar. Onlar için kitabı okumak zor ve hatta anlamsız gelebilir. Taze anneler için ise fazla ağır gelebilir, etkilenebilirler. Ya çok önceden okunmalı ya da çocuk biraz büyüdükten sonra…
Asker ile DenizciClaire Kilroy · Yapı Kredi Yayınları · 2025996 okunma
10/10
·72 syf.·
2026 14. kitabı
Bu hayatta acıyı tattıysanız yüreğinize dokunur… Damlalar akar gözlerinizden kalbinize… Hayatınızda acı yoksa ama acı çekmeyi seviyorsanız, onu hayal ediyorsanız, zevkle okursunuz. “Böyle bir seçenek olabilir mi?” demeyin… Hayatında her şey yerli yerindeyken olumsuzu düşünen, o düşünceye takılıp kalan hasta ruhlar da var, hassas ruhlar da… Altı çizilecek öyle çok satır var ki… kalemle oturuyorsunuz okumaya; tabii bir parça mendil eşliğinde. Sonra o çizdiklerinize dönüp dönüp bakmanın, yeniden okumanın zevki bambaşka…
Grapon KâğıtlarıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 201217,6bin okunma