Asker ile Denizci, gecesi gündüzü birbirine karışmış bir annenin, “denizci” diye seslendiği oğluna şairane notlarla iç dünyasını aktardığı, mektup formunda ilerleyen bir anlatı. Kitap, bir annenin hem hayal dünyasının hassas derinliklerini hem de zaman zaman içine düştüğü melankolik dalgalanmaları yoğun bir duygusallıkla yansıtıyor.
Kendimizden birçok şey bulduğumuz doğru…
Her anne aynı yoldan geçiyor…
Yol sarsıcı; destek yoksa, enkaz altında kalmış gibi yaşam savaşı vererek, bir canlıya tutunmaya zorlanarak geçiyor günler…
Bir sebep arıyoruz toparlanmak için çünkü doğru gelmiyor bu ruh haliyle devam etmek… Bazen çalışma hayatına dönmek, bazen kendimize küçük sosyalleştiğimiz zamanlar ayırabilmek…
Ama her şekilde desteksiz çok zor bir süreç…
Yalnız kalmak zorunda kalan, evladını tek başına büyüten annelere saygım sonsuz…
Anlatı boyunca annenin eşiyle kurduğu ilişki, okuru kendi hayatına dönüp bakmaya zorluyor; kimi zaman şükretme hissi uyandırırken, kimi zaman da benzer şeyleri yaşamış olmakla sorgulatan bir tarafı var. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda içsel bir yüzleşme alanı açıyor.
Hatta bu kitabı okumak isteyen bir arkadaşıma (eşiyle arası limoniyken) “İkilemdeyim: okuma, gidip eşini boşarsın; ya da oku, şükredip aranı düzeltirsin” demiştim.
Anne olmadan okuyan okurlarda eş seçiminin ne kadar önemli olduğunu anlarlar. Onlar için kitabı okumak zor ve hatta anlamsız gelebilir. Taze anneler için ise fazla ağır gelebilir, etkilenebilirler. Ya çok önceden okunmalı ya da çocuk biraz büyüdükten sonra…