Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği.
Şiir yazar, fotoğraf çeker, çay içer, türkü dinler, Allah'a, atlara ve çocukların gözlerindeki umuda inanır...
Yazdıkların bir yazgı gibi, başka başka karakterlere bürünüp yanına yaklaşıyor. Bir delilik gibi başlayan yazma arzusu içine tutsak olduğun bir kadere dönüştü. Yazdıkça özgürleşebileceğini sanıyordun -başlangıçta böyleydi- ama zincirlerini çoğaltmaktan başka ne işe yaradı ? Artık sadece kendi geçmişini değil başka yaralı ruhları da çağırıyorsun. Bir anda çıkıveriyorlar karşına.
Geç kaldın. Asıl yapman gereken bu değildi. Kendini affetmeyi gururuna yediremedin. Kendine merhamet edemedin. Bu yüzden de başkalarının merhametini aramak, sığınmak kaçınılmaz oldu. Seni seven kadınların merhametine bıraktın zayıf, korunaksız, yaralı kalbini. Hasta, güçsüz, dilsiz bir hayvan gibi merhametlerini aradın. Neden bu kadar kırılgan olduğunun farkına varamadılar. Anlatamadın.
Her insanın kendisine öfkelenme, kendisi ile kavga etme ve kaybetme hakkı vardır. Yoldan çıkmış, günahkâr bir dervişim ben. Kefaret niyetine bir umutsuzluğa tutundum: Seni seviyorum.