İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
Bu iki hayvancığın ziyaretinin ertesi günü revire gidecek hastalar listesine yazıldım. Daha fazla dayanmama imkan yok, yalnızlıktan boğuluyorum. Bir insan yüzü görmek, tatsız da olsa bir ses işitmek zorundayım. Bir ses olsun, yeter ki, bir şey duyayım.
Bir kelebek uçuyor. Uçuk mavi üzerine incecik bir siyah çizgisi var. Penceremin hemen yanında, kelebeğin az ötesinde de bir arı. Bu kış soğuğunda işleri ne? Üşüyüp cezaevine girmek istemedilerse bu kış güneşi ikisini de çılgına çevirmiş, denebilir.
Ben şu sıra kitap okuma, dışarı çıkma ve birileriyle konuşma imkanından yoksunum, yapayalnızım yirmi dört saat, onun için yirmi dört saati altmış dakikayla değil altı yüz dakikayla çarpmalısın. Yine de çok uzağında kalırsın gerçeğin.